FANDOM


Tam ekran yakalama 27.08.2015 163708.bmp
Bakınız

Şablon:Tevilbakınız - d


Tevil Te'vil Te'vîl
Tefsir Tefe'ül Tafsil Tevafuk
Tevil ile tefsir farkı nedir
Zırva tevil götürmez
Te'vil-i ehadis
Lübabu't-tevil fî meani't-tenzil
Te'vili ehadis/Ayetler Yusuf suresi 12/101 12/6
Tevili ehadis/Hadisler Hudeybiye barışında müşriklerden Süheyl gelince efendimiz iş kolay gidecek çünkü Süheyl geliyor dedi . Süreyle kolaylık demekti. Mesela 28 Şubat savcısı Vural savaş idi . Hem vuruyor hem de savaşıyordu
Te'vili ehadis/Makaleler
Te'vili ehadis/Yorumlar
رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ
Rabbi kad âteytenî minel mulki ve allemtenî min te’vîlil ehâdîs(ehâdîsi), fâtıras semâvâti vel ardı ente veliyyî fîd dunyâ Vel âhıreh(âhıreti), teveffenî muslimen ve elhıknî bis sâlihîn(sâlihîne).
Yarab, sen bana mülkten bir nasıb verdin ve bana ehadisin te'vilinden bir ılim öğretdin, Gökleri, yeri yaradan rabbim!: Benim Dünya ve Âhırette veliym sensin, beni müslim olarak al ve beni salihîne ilhak buyur.
*Te'vil (Tef'il veznindendir)
*Bir nesneye redd ve irca' etmek.
*Döndürmek. Te'vil kelimesi, bazı müfessirlere göre, rücu' mânasına olan "evl "den alınmıştır.
*Müfessirlerce: Bir âyet-i kerimenin mânasını bir nesneye irca' ile beyan etmektir. Bazılarınca da "evvel " lâfzından alınmış olup kelâmı evveline sarf ve irca' eylemektir.
*Bazılarınca da hükümet ve siyaset mânasına olan "iyalet "den alınmıştır ki, te'vil eden kimse, zihin ve fikrini kelâmdaki sırrın tetebbuuna taslit etmekten ibarettir ki, kelimeden maksud olan mâna zâhir ve söyleyenin muradı aşikâr ola.
Yusuf Suresi/Elmalı Orijinal -
Tefsir ve te'vil beynindeki fark *Tefsir ise: Nüzul-ü âyetin sebebinden bahs ve lügat cihetinden kelâmın mevzuuna müteallik maddeye mübâşerettir. *Te'vil ise: Âyetlerin sırlarını ve istar-ı kelimatı (kelimeler perdesini ve zarını) inceden inceye araştırmak ve âyetin mâna ihtimâllerinin birini tâyin etmekten ibarettir ki, muhtelif vecihlere muhtemel olan âyetler olur. *Kur'anın anlaşılmasında birinci mertebe tenzil , ikinci mertebe te'vildir. *Te'vil, bundan başka "rüya tâbir etmek" mânasına gelir. *"Hoş kokulu bir nebat" adıdır. Kamus Tercemesi
Allah Yusuf’a rüyaların yorumunu öğretmedi. Bu çevirmenlerin uydurması. Yusuf’a öğretilen “tevili ehadis” hadislerin (olayların) sonuçlanması bilgisiydi. Musa’nın yol arkadaşı üçün olaydan sonra Musa’ya; “Şimdi sabredemediğin o olayların sonucunu (tevil) bildireyim sana” demişti.
Yusuf ve Musa’nın olaylarına genel çerçevede baktığınızda da “tevil”in ne demek olduğu uygulamalı biçimde görülür… Yusuf bir şey görmüştü, gördüğü şey sürecin işleyip sonuçlanmasıydı. Musa’nın arkadaşı gemiyi delmişti, eğer süreç işleyip sonuçlansaydı zorbalar el koyacaklardı. Aynı şekilde süreç işleyip sonuçlansaydı öldürülen o çocuk ana babasına asi olacaktı

Hurriyet 2015 nisan 16 emniyet tasfiye ve AP ermwni karari soma

Hürriyet gazetesi entersandır en çok tevili ehadise mazhar olan gazetedir. Bu manşette pek çok tevili ehadis var. Olaylar denk geliyor. AP ermeni kararı almadan bir gün önce istanbul yakasının tamamında elektirikler yıldırım düşmesi nedeniyle gitti. Bu batıdan gelecek bir karanlık günlere işaretti. Ayrıca paralel iddialarıyla bir kısım insanın geleceklerininkarartılmasınında ilk işaretiydi.

Yusuf suresinde 12/6 ila 12/101. ayetlerde geçer.

Yusuf as, "Yarab, sen bana mülkten bir nasıb verdin ve bana ehadisin te'vilinden bir ılim öğretdin" Elmalı meali.

Te'vîli'l-ehâdis terkibi, ya nefsindeki sözün ger­çekteki anlamını veya nefsin ilgili olduğu olayların ilerideki anlamı ve sonucunu anlamak demek olur.

  • Demek ki, rüya tabir etmek, bir söz veya olayı yorumlamak manasında bir anlayıştır.
  • Bunların ikisini birbirine döndürmek de mümkün olur.
  • Çünkü bir sözün anlaşılması hadise-i nefsiyye (kişisel veya iç­sel olay) olan sözden, dışarıya in­tikal ile onun ötesinde bir olayı anlaması demek olduğu gibi, olaylardan çıkacak neticeleri anla­mak da dışarıdaki bir olayı idrak etmekle onun açıklaması olan iç­ten gelen bir sözü duymak ve an­lamak manasına dönüktür.


TevilEdit

  • Te'vil (Tef'il veznindendir)
  • Bir nesneye redd ve irca' etmek.
  • Döndürmek. Te'vil kelimesi, bazı müfessirlere göre, rücu' mânasına olan "evl "den alınmıştır.
  • Müfessirlerce: Bir âyet-i kerimenin mânasını bir nesneye irca' ile beyan etmektir. Bazılarınca da "evvel " lâfzından alınmış olup kelâmı evveline sarf ve irca' eylemektir.
  • Bazılarınca da hükümet ve siyaset mânasına olan "iyalet "den alınmıştır ki, te'vil eden kimse, zihin ve fikrini kelâmdaki sırrın tetebbuuna taslit etmekten ibarettir ki, kelimeden maksud olan mâna zâhir ve söyleyenin muradı aşikâr ola.

EhadisEdit

Tefsir ve te'vil beynindeki fark Edit

  • Tefsir ise: Nüzul-ü âyetin sebebinden bahs ve lügat cihetinden kelâmın mevzuuna müteallik maddeye mübâşerettir.
  • Te'vil ise: Âyetlerin sırlarını ve istar-ı kelimatı (kelimeler perdesini ve zarını) inceden inceye araştırmak ve âyetin mâna ihtimâllerinin birini tâyin etmekten ibarettir ki, muhtelif vecihlere muhtemel olan âyetler olur.
  • Kur'anın anlaşılmasında birinci mertebe tenzil , ikinci mertebe te'vildir.
  • Te'vil, bundan başka "rüya tâbir etmek" mânasına gelir.
  • "Hoş kokulu bir nebat" adıdır.

(Kamus Tercemesi )



Tevili ehadis yani "hadiselerin tevili" ayeti: Edit

رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ

Rabbi kad âteytenî minel mulki ve allemtenî min te’vîlil ehâdîs (ehâdîsi), fâtıras semâvâti vel ardı ente veliyyî fîd dunyâ Vel âhıreh(âhıreti), teveffenî muslimen ve elhıknî bis sâlihîn (sâlihîne). 12/101

Yarab, sen bana mülkten bir nasıb verdin ve bana ehadisin te'vilinden bir ılim öğretdin, Gökleri, yeri yaradan rabbim!: Benim Dünya ve Âhırette veliym sensin, beni müslim olarak al ve beni salihîne ilhak buyur.

Muhammed Hamdi Yazı - Orijinal meali


"Ey Rabbim! Bana nüfuz ve iktidar bahşettin; olayların altında yatan gerçekleri kavrayıp açıklama bilgisi verdin. (Ey) göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada ve ahirette benim yanımda yakınımda olan/beni koruyup destekleyen Sensin: canımı, bütün varlığıyla kendini Sana adamış biri olarak al ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat!"

Muhammed Esed

1. rabbi : Rabbim
2. kad : oldu, olmuştu
3. âteyte-nî : bana verdin
4. min el mulki : mülkten
5. ve allemte-nî : ve bana öğrettin
6. min te'vîli : yorumundan
7. el ehâdîsi : sözler, olaylar
8. fâtıra es semâvâti : semaları yaratan
9. vel ardı (ve el ardı) : ve yeryüzü
10. ente : sen
11. veliyyî : benim velîm, dostum
12. fîd dunyâ (fî ed dunyâ) : dünyada
13. vel âhıreti (ve el âhıreti) : ve ahiret
14. teveffe-nî : beni vefat ettir
15. muslimen : müslüman olarak (teslim olan)
16. ve elhık-nî : ve beni dahil et, arasına kat, ilhak et
17. bi es sâlihîne : salihlerle

Ayetin tüm mealleriEdit

İmam İskender Ali Mihr : “Rabbim bana mülk verdin. Ve olayların (sözlerin, rüyaların) tevîlini (yorumunu) bana öğrettin. Semaları ve yeryüzünü yaratan, Sen benim dünyada ve ahirette velîmsin (dostumsun). Beni müslüman (Allah'a teslim-i küllî ile teslim olan) olarak vefat ettir ve beni salihler arasına kat.
Diyanet İşleri : Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat.”
Abdulbaki Gölpınarlı : Rabbim, sen bana saltanat ihsân ettin ve rüya yormasını bellettin. Ey gökleri ve yeryüzünü yaratan, sensin benim dostum, yardımcım dünyâda da, âhirette de, beni Müslüman olarak öldür ve düzgün, iyi kullarına kat beni.
Adem Uğur : Ey Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat!
Ahmed Hulusi : "Rabbim. . . Gerçekten bana Mülk'ten verdin ve bana yaşamdaki olayların hakikatini görmeyi öğrettin. . . Semâlar ve Arz'ın (1. Evrensel anlamda: Evrenin hakikati olan ilim boyutu ve yaradılmışlarının algılamalarına göre var olan madde boyutu; 2. Dünyevî mânâda: Gökler {boyutsallığı ile} ve yeryüzü; 3. İnsanî mânâda: İnsandaki bilinç boyutları {yedi nefs mertebesi bilinci} ve beden) Fâtır'ı; Dünya'da ve sonsuz gelecek sürecinde sensin Veliyy'im (her anımda hakikatimi oluşturan isimlerinden Veliyy isminin anlamının açığa çıkışının farkındalığını yaşamaktayım). . . Bu teslimiyetle beni vefat ettir (madde beden boyutundan çıkart) ve beni sâlihlerin arasına kat!"
Ahmet Tekin : 'Rabbim, bana devletten saltanattan payımı verdin. Bana, meselelerin, olayların tahlilini, ilmî esaslara dayalı yorumunu, doğacak sonuçları hesap edebilmeyi, akıl yürütmeyi, rüyaların tâbirini öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da âhirette, ebedi yurtta da benim velimsin, işlerimi havale ettiğim hâmimsin, emrinde olduğum otoritesin. İslâm’ı yaşayan müslüman olarak benim ruhumu alıp ölümümü gerçekleştir. Beni dindar, ahlâklı, hayır-hasenât sahibi mü’minler, sâlihler, peygamberler zümresine kat.'
Ahmet Varol : Rabbim! Sen bana mülkten bir pay verdin ve bana rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da ahirette de benim velim sensin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni salihlerin arasına kat.'
Ali Bulaç : "Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat."
Ali Fikri Yavuz : Ey Rabbim! Sen, bana mülkten bir nasip verdin ve bana rüyaların tâbirinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada ve ahirette benim yardımcımsın; beni müslim olarak vefat ettir ve beni sâlihlere kat.”
Bekir Sadak : «ORabbim! Bana hukumranlik verdin, ruyalarin yorumunu ogrettin. Ey goklerin ve yerin yaradani! Dunya ve ahirette islerimi yoluna koyan sensin; benim canimi musluman olarak al ve beni iyilere kat.»
Celal Yıldırım : Rabbim ! Gerçekten bana mülk verdin, rüyaları yorumlamayı öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan ! Dünya'da da Âhiret'te de işlerimi düzene koyan, bana sahip çıkan Sensin. Ruhumu müslüman olduğum (Hakk'a teslimiyet gösterdiğim) halde al ve beni iyi kişilere kat.»
Diyanet İşleri (eski) : 'Rabbim! Bana hükümranlık verdin, rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaradanı! Dünya ve ahirette işlerimi yoluna koyan sensin; benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat.'
Diyanet Vakfi : «Ey Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat!»
Edip Yüksel : 'Rabbim, sen bana hükümranlık verdin ve rüyaların yorumunu öğrettin. Yeri ve göğü ayırarak yaratansın. Dünya ve ahirette sensin benim Velim (sahibim). Canımı Müslüman olarak al ve beni iyilere kat.'
Elmalılı Hamdi Yazır : Yarab, sen bana mülkten bir nasıb verdin ve bana ehadisin te'vilinden bir ılim öğretdin, Gökleri, yeri yaradan rabbim!: Benim Dünya ve Âhırette veliym sensin, beni müslim olarak al ve beni salihîne ilhak buyur
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ey Rabbim, Sen bana mülkten bir nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Gökleri ve yeri yaratan Rabbim, dünya ve ahirette benim velim Sensin! Benim ruhumu müslüman olarak al ve beni iyiler arasına kat!» dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : «Ey Rabbim! Sen bana dünya mülkünden nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden Rabbim! Benim velim sensin, benim canımı müslüman olarak al ve beni salih kulların arasına kat!»
Fizilal-il Kuran : Rabbim, sen bana egemenlikten pay verdin, beni olayları (ya da rüyaları) yorumlamaya ilişkin bazı bilgiler ile donattın. Ey göklerin ve yerin yaradanı! Gerek dünyada, gerek ahirette tek dayanağım sensin; canımı müslüman olarak al ve beni iyi kulların arasına kat.»
Gültekin Onan : "Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı (fatır), dünyada ve ahirette benim velim sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat."
Hasan Basri Çantay : «Ya Rab, Sen bana mülk (-ü saltanat) verdin ve sözlerin te'vîlini öğretdin. Ey gökleri ve yeri yaratan, sen, dünyâda da, âhiretde de benim yârimsin. Benim canımı müslüman olarak al. Beni saalihler (zümresin) e kat».
Hayrat Neşriyat : 'Rabbim! Bana mülkden (bir nasib) verdin ve bana rüyâların ta'bîrinden (bir ilim) öğrettin. Ey gökleri ve yeri hakkıyla yaratan! Sen, dünyada da âhirette de benim velîmsin (gerçek dostumsun). Canımı Müslüman olarak al ve beni sâlih kimseler arasına kat!'
İbni Kesir : Rabbım; bana Sen mülk verdin ve sözlerin te'vilini öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratanı; Sen, dünyada da, ahirette de benim velimsin. Müslüman olarak canımı al. Ve beni salihlere kat.
Muhammed Esed : "Ey Rabbim! Bana nüfuz ve iktidar bahşettin; olayların altında yatan gerçekleri kavrayıp açıklama bilgisi verdin. (Ey) göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada ve ahirette benim yanımda yakınımda olan/beni koruyup destekleyen Sensin: canımı, bütün varlığıyla kendini Sana adamış biri olarak al ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat!"
Ömer Nasuhi Bilmen : «Yarabbi! Muhakkak ki, Sen bana mülkten verdin ve hadiselerin bir kısım te'vilini bana öğrettin. Ey göklerin ve yerin Hâlıkı! Benim dünyada da ahirette de velîyy-i nîmetim Sen'sin. Beni müslüman olarak öldür ve beni sâlihlere kavuştur.!»
Ömer Öngüt : “Rabbim! Sen bana hükümranlık verdin, rüyâların tabirini öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da ahirette de benim yârim yardımcım sensin. Müslüman olarak canımı al ve beni sâlihler zümresine kat. ”
Şaban Piriş : -Rabbim! Bana güç verdin, rüyaların yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaradan! Dünya ve ahirette velîm sensin; benim canımı müslüman olarak al ve beni salihler arasına kat!
Suat Yıldırım : "Ya Rabbî! Sen bana iktidar ve hakimiyet verdin. Kutsal metinleri ve rüyaları yorumlama ilmini öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünya’da da, âhirette de mevla’m, yardımcım Sen’sin. Sana tam itaat içinde bir kul olarak canımı al ve beni hayırlı ve dürüst insanlar arasına dahil eyle!"
Süleyman Ateş : "Rabbim, bana bir parça mülk verdin ve bana düşlerin yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! dünyâda da, âhirette de benim yârim sensin! Beni müslüman olarak öldür ve beni iyilere kat!"
Tefhim-ul Kuran : «Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkânını) verdin, sözlerin yorumundan da (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada da, ahirette de benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salih olanların arasına kat.»
Ümit Şimşek : 'Yâ Rabbi, Sen bana saltanat verdin, rüya tabirini öğrettin. Dünyada da, âhirette de benim dostum ve yardımcım Sensin, ey gökleri ve yeri yoktan yaratan! Sana teslim olmuş bir kul olarak canımı al ve beni iyiler arasına kat.'
Yaşar Nuri Öztürk : "Rabbim, sen bana mülk ve saltanattan bir nasip verdin. Olayların ve düşlerin yorumundan bana bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Benim dünyada da âhirette de Velî'm sensin. Beni müslüman/sana teslim olmuş olarak öldür ve beni barışsever hayırlı kullar arasına kat."


Tevili ehadis ayetinin tefsirleriEdit

Muhammed Hamdi YazırEdit

İskender EvreneosoğluEdit

بِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ

Rabbi kad âteytenî minel mulki ve allemtenî min te’vîlil ehâdîs(ehâdîsi), fâtıras semâvâti vel ardı ente veliyyî fîd dunyâ Vel âhıreh(âhıreti), teveffenî muslimen ve elhıknî bis sâlihîn(sâlihîne).

“Rabbim bana mülk verdin. Ve olayların (sözlerin, rüyaların) tevîlini (yorumunu) bana öğrettin. Semaları ve yeryüzünü yaratan, Sen benim dünyada ve ahirette velîmsin (dostumsun). Beni müslüman (Allah'a teslim-i küllî ile teslim olan) olarak vefat ettir ve beni salihler arasına kat.


1. rabbi : Rabbim
2. kad : oldu, olmuştu
3. âteyte-nî : bana verdin
4. min el mulki : mülkten
5. ve allemte-nî : ve bana öğrettin
6. min te'vîli : yorumundan
7. el ehâdîsi : sözler, olaylar
8. fâtıra es semâvâti : semaları yaratan
9. vel ardı (ve el ardı) : ve yeryüzü
10. ente : sen
11. veliyyî : benim velîm, dostum
12. fîd dunyâ (fî ed dunyâ) : dünyada
13. vel âhıreti (ve el âhıreti) : ve ahiret
14. teveffe-nî : beni vefat ettir
15. muslimen : müslüman olarak (teslim olan)
16. ve elhık-nî : ve beni dahil et, arasına kat, ilhak et
17. bi es sâlihîne : salihlerle



AÇIKLAMA 

Bismillâhirrahmânirrahîm

Müslüman, Allah'a teslim-i küllî ile teslim olan demektir. Buradaki "teslim" ifadesi, bihakkın takvanın yani iradenin Allah'a tesliminin işaretini taşımaktadır. Allahû Tealâ, hakka tukatihi takva (Hakk'ul yakîn takvası) ile irademizi de Allah'a teslim ederek bihakkın takva sahibi olmamızı istemektedir.  Al-i İmran Suresinin 102. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:  3 / ÂLİ İMRÂN - 102: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).  Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı “O'nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah'a) teslim olmadan ölmeyin!  Bu âyet-i kerimede Hz. Yusuf, Allahû Tealâ'ya diyor ki: "Rabbim ben ölmeyeyim. Sana bihakkın takva ile teslim olayım. Ruhumu da vechimi de nefsimi de irademi de Sana teslim edeyim. Beni ondan sonra vefat ettir."  Burada Hz. Yusuf'un Allah'a hem müracaatı, hamdi ve şükrü hem de Allah'a sevgisinin büyüklüğü görülmektedir. İşaret, Hz. Yusuf'un, müslüman olarak ölenlerin arasında olduğu şeklindedir. Salâh makamının 5. mertebesi, iradeyi Allah'a teslim etmenin, hakka tukatihi takvanın, bihakkın takvanın, Hakk'ul yakîn takvasının sahibi olma noktasıdır. Ama Hz. Yusuf, bundan da ötedeydi. Babasından sonra kendi kavminin resûlü oldu. Aynı zamanda bir Nebî idi.  Neticede Hz. Yâkub da Hz. Yusuf da bihakkın takvanın sahibi olmuşlardır.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 3940 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51

52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 7576 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99

100 101 102 103 104 105 106 107108 109 110 111

[1] 


Tam ekran yakalama 27.08.2015 163708.bmp
Bakınız

Şablon:Tevilbakınız - d


Tevil Te'vil Te'vîl
Tefsir Tefe'ül Tafsil Tevafuk
Tevil ile tefsir farkı nedir
Zırva tevil götürmez
Te'vil-i ehadis
Lübabu't-tevil fî meani't-tenzil
Te'vili ehadis/Ayetler Yusuf suresi 12/101 12/6
Tevili ehadis/Hadisler Hudeybiye barışında müşriklerden Süheyl gelince efendimiz iş kolay gidecek çünkü Süheyl geliyor dedi . Süreyle kolaylık demekti. Mesela 28 Şubat savcısı Vural savaş idi . Hem vuruyor hem de savaşıyordu
Te'vili ehadis/Makaleler
Te'vili ehadis/Yorumlar
رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ
Rabbi kad âteytenî minel mulki ve allemtenî min te’vîlil ehâdîs(ehâdîsi), fâtıras semâvâti vel ardı ente veliyyî fîd dunyâ Vel âhıreh(âhıreti), teveffenî muslimen ve elhıknî bis sâlihîn(sâlihîne).
Yarab, sen bana mülkten bir nasıb verdin ve bana ehadisin te'vilinden bir ılim öğretdin, Gökleri, yeri yaradan rabbim!: Benim Dünya ve Âhırette veliym sensin, beni müslim olarak al ve beni salihîne ilhak buyur.
*Te'vil (Tef'il veznindendir)
*Bir nesneye redd ve irca' etmek.
*Döndürmek. Te'vil kelimesi, bazı müfessirlere göre, rücu' mânasına olan "evl "den alınmıştır.
*Müfessirlerce: Bir âyet-i kerimenin mânasını bir nesneye irca' ile beyan etmektir. Bazılarınca da "evvel " lâfzından alınmış olup kelâmı evveline sarf ve irca' eylemektir.
*Bazılarınca da hükümet ve siyaset mânasına olan "iyalet "den alınmıştır ki, te'vil eden kimse, zihin ve fikrini kelâmdaki sırrın tetebbuuna taslit etmekten ibarettir ki, kelimeden maksud olan mâna zâhir ve söyleyenin muradı aşikâr ola.
Yusuf Suresi/Elmalı Orijinal -
Tefsir ve te'vil beynindeki fark *Tefsir ise: Nüzul-ü âyetin sebebinden bahs ve lügat cihetinden kelâmın mevzuuna müteallik maddeye mübâşerettir. *Te'vil ise: Âyetlerin sırlarını ve istar-ı kelimatı (kelimeler perdesini ve zarını) inceden inceye araştırmak ve âyetin mâna ihtimâllerinin birini tâyin etmekten ibarettir ki, muhtelif vecihlere muhtemel olan âyetler olur. *Kur'anın anlaşılmasında birinci mertebe tenzil , ikinci mertebe te'vildir. *Te'vil, bundan başka "rüya tâbir etmek" mânasına gelir. *"Hoş kokulu bir nebat" adıdır. Kamus Tercemesi
Allah Yusuf’a rüyaların yorumunu öğretmedi. Bu çevirmenlerin uydurması. Yusuf’a öğretilen “tevili ehadis” hadislerin (olayların) sonuçlanması bilgisiydi. Musa’nın yol arkadaşı üçün olaydan sonra Musa’ya; “Şimdi sabredemediğin o olayların sonucunu (tevil) bildireyim sana” demişti.
Yusuf ve Musa’nın olaylarına genel çerçevede baktığınızda da “tevil”in ne demek olduğu uygulamalı biçimde görülür… Yusuf bir şey görmüştü, gördüğü şey sürecin işleyip sonuçlanmasıydı. Musa’nın arkadaşı gemiyi delmişti, eğer süreç işleyip sonuçlansaydı zorbalar el koyacaklardı. Aynı şekilde süreç işleyip sonuçlansaydı öldürülen o çocuk ana babasına asi olacaktı

Hurriyet 2015 nisan 16 emniyet tasfiye ve AP ermwni karari soma

Hürriyet gazetesi entersandır en çok tevili ehadise mazhar olan gazetedir. Bu manşette pek çok tevili ehadis var. Olaylar denk geliyor. AP ermeni kararı almadan bir gün önce istanbul yakasının tamamında elektirikler yıldırım düşmesi nedeniyle gitti. Bu batıdan gelecek bir karanlık günlere işaretti. Ayrıca paralel iddialarıyla bir kısım insanın geleceklerininkarartılmasınında ilk işaretiydi.

Te'vîli'l-ehâdis terkibi, ya nefsindeki sözün ger­çekteki anlamını veya nefsin ilgili olduğu olayların ilerideki anlamı ve sonucunu anlamak demek olur. Demek ki, rüya tabir etmek, bir söz veya olayı yorumlamak manasında bir anlayıştır. Bunların ikisini birbirine döndürmek de mümkün olur.

Çünkü bir sözün anlaşılması hadise-i nefsiyye (kişisel veya iç­sel olay) olan sözden, dışarıya in­tikal ile onun ötesinde bir olayı anlaması demek olduğu gibi, olaylardan çıkacak neticeleri anla­mak da dışarıdaki bir olayı idrak etmekle onun açıklaması olan iç­ten gelen bir sözü duymak ve an­lamak manasına dönüktür.

Ehâdis ise, "hadis"in çoğuludur. Ha­dis ise söz veya olay, yani hadise demektir.


Ayetlerde tevili ehadis=Edit

Hadislerde tevili ehadisEdit

Hudeybiyede Süheyl geldi. İşler kolay gidecek.

Süheyl Sehl'i den türeme . Yani [[kolaylık[[ demek.

Hadiselerde tevili ehadisEdit

Bu bir mesajlaşmadan alıntıdır...

Mersinde 18 polis mahkemeye, eski konya ermenek yeni karaman ermenek ilçesinde 18 madenci su altında... Yorumun

Cevap : Tevili ehadis bu. Tevili rüya diyorlar. Ama yanlış. Ehadis hadiseler demek.

Hamiş:

Konya veya karamanlı olmasın....

Sakın o günlerde bir yıldırım falan olmasın. Elektirikleri külliyen yakan. ı

Kaçan madenci 9 ve ilk salınanlar da 9. Total ikiside 27. Senin Yorumun ne?

Soruşturmayı yürüten zat nereli onu merak ettim?

Hz Ömer de ülkede bir sıkıntı olsa benim yüzümden dermiş. Tevili hadiselere göre yapar ve o kararindan vazgecermis. Abraham Lincoln'de öyle hadiselere yorum yaparmis.

Rüyada tevilEdit

Babası, şöyle dedi: “Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa, sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Yusuf 12/5,6)

RÜYALAR VE RÜYA TABİRİ

Rüyadan bahsedilirken şu iki kelimenin hakikatte farklı olduğu unutulmamalıdır: Rüya ve hulüm. Bunlar birbirlerine benzerliği dolayısıyla birbirine karıştırılır ise de Kur'ân ihtar edip uyarıyor ki, rüya denilen şey, ahlamdan başkadır.

Rüya tek başına enfüsî bir hadise değildir. Onun altında, girilip, deşilecek ve özüne vakıf olunabilecek hakiki ve gizli bir mânâ yatmaktadır.

Hulüm ise gerçekte hiç anlamı olmayan boş bir vehim ve hayalden ibarettir ki, haddi zatında bir dış tesir ile meydana gelmiş olsa bile afakî bir hakikat ifade etmez. Bundan dolayı da tabiri ve tevili olmayan bir ihtilam olayı gibi, sırf nefsani bir hadise veya şeytani bir hayal olmaktan ileri gitmez. İşte böyle değişik ahlamın birbirine karışmasına da adğâsı ahlam adı verilir.

Demek ki, hakikat dilinde rüya, sadık olanların adıdır. Yalan olanlarına da ahlam denilmelidir.

Bunların her ikisi de uyku halinde enfüste temessül eden hayali birtakım şekil ve suretler olarak görüldüklerinden dolayı, dışyüzünden bakıldığında rüya, bir hulüm, hulüm de bir rüya gibi sanılabilir. Bundan dolayı da avam arasında her ikisine rüya denilir. Oysa gerçekte bunlar birbirinden farklı şeylerdir.

Rüya, görmek anlamına gelen "rüyet" kökünden alınmış olduğu için bunda hayalin ötesinde bir hakikat görülmüş olur ki, rüyanın asıl ilişkisi de o hakikat iledir. Görülen hayal, o hakikatın, insanın iç dünyasında temessül etmesidir. İşte bundan dolayıdır ki, rüyanın haddi zatında bir anlamı ve tabiri vardır. Rüya tabiri veya tevili demek de o görülen hayalden bir ipucu bularak onun arkasındaki hakikate geçebilmek demektir ki, bunda en önemli olan nokta, o hayalî görüntünün enfüsî olan özelliği ile afakî olan özelliğini ayırabilmektir. İşte bu anlam lügatte geçirmek mânâsına gelen tabir fiilinden ziyade "ubur" veya "ibare" mastarıyla ifade olunur ki, bir yerden bir yere geçmek demektir.

Yani "Rüya tabiri" çok kullanılan bir deyim olmakla beraber "ubûrü'r-rüya" veya "ibaretü'r-rüya" denilmesi Arapça'da daha fasihtir. Bundan dolayı Kur'ân'da sülasi mücerredden ifade buyurulmuş, tef'il babından buyurulmamıştır. Bununla beraber Türkçe'de "tabir" deyimi yayılmış ve tutunmuştur.

Yukarıda gördüğümüz üzere "rüya tabiri" bilgisi, "te'vil-i ehadis" ilmi olarak ifade edilmişti. Ehadis: Hadis kelimesinin çoğuludur. Hadis söz veya hadis, yani hadise demek olabileceğine göre, esas itibariyle "tevil-i ehadis" tamlaması, ya nefisteki sözün realitedeki anlamının veya nefsin ilişkili olduğu hadiselerin ileride varacağı akıbeti ve nihaî anlamı anlamak demek olur.

Demek ki, rüya tabir etmek ya sözü veya hadiseyi tevil etmek mânâsında bir anlayıştır.

Bunların her ikisini de birbirine irca etmek mümkün olur. Çünkü söz anlamak bir enfusî hadise olan sözden dışarıya intikal ile onun ötesinde bir olayı anlamak demek olduğu gibi; olaylardan, olayların gidişinden onların ileride alacağı şekli; onlardan çıkacak mânâyı ve sonucu anlamak da, dışarıdaki bir olayı idrak ile onun anlamı olan bir sözü, kendi düşüncesinde hissetmek ve anlamak mânâsına gelir. İşte söz olaya, olay da söze böyle geçişlerle irca olunabilir.

Bilinmektedir ki, genel olarak duyuların gerçeği ve sahtesi bulunabildiği gibi sözün de doğrusu ve yalanı vardır. Doğru sözün zihindeki anlamından başka, bir de dış dünyada ifade ettiği gerçek bir anlamı bulunur. Yalan söz ise gerçekte dış dünyada ifadesi ve karşılığı bulunmayan soyut bir hayalî hadiseden ibaret kalır. İşte uyanıkken doğru bir söz veya hakiki bir duyu ile yalan bir sözün veya aldatıcı bir duyunun, yanlış bir idrakin farkları ne ise, rüya ile ahlam arasındaki fark da o demektir. En sonunda iş doğruya ya da yanlışa dönüşür, oraya raci' olur.

Şu halde rüya, bir benliğin hak tarafından duyduğu ve algıladığı bir doğru sözün benzeri, ahlam ise onun duyduğu bir yalan sözün benzeridir. Sözün hakikatı, mecazisi, sarihi, kinayesi, iyi tanınmışı, garibi, imalısı, remzisi olduğu gibi, rüya da öyledir. Şu kadar var ki, genellikle rüyalar toplumsal geleneklere ve âdetlere bağlı olarak değil, daha ziyade kişinin kendi iç dünyasındaki, kendi benliğindeki gizli şuur algılamaları özelliklerine göre söylenen bir muamma, bir lügaz ve bir bilmece niteliğinde bir hayal ve garip bir temsil ile meydana gelirler. Velhasıl gibi ledunnî birer remiz, ilâhî birer semboldürler.

Bundan dolayı onların te'vili de kesbî ilimler ile değil, vehbî ilimler ile bilinir ki, bunun en aşağı derecesi feraset ve ilhamdır, zirvesi ise vahiydir. Ve bundan dolayı peygamberlerden başkasının rüyası ya da rüya tabiri, ilm-i yakîn ifade etmez. Ancak görenin ve görüşün özelliklerine göre basit bir vehimde başlayarak yüzde yüz kesinlik ifade eden cezme kadar varabilecek çeşitli mertebelerde ferdi anlamda bir bilgi husule getirir. Ve rüyanın asıl tabiri meydana gelen olaylar ile açıklık kazanır.

Bazı rüyalar aynen görüldüğü gibi çıkar. Bazılarının tabiri de rüya ile beraber görülür. Bazı rüyalar da gören kimsenin vicdanında tabir olunamamakla beraber, onun sadık bir rüya olduğuna dair mücmel ve fakat kesin bir kanaat hasıl olur.

İslâm âlimleri, rüya hadisesini üç sınıf olarak tasnif etmişlerdir:

Birincisi, Allah tarafından doğrudan doğruya veya bir melek aracılığıyla meydana gelen ilâhî bir telkindir ki, asıl rüya, hak ve gerçek olan rüya budur.

İkincisi, benliğin kendinden kendisine yapılan telkin ile meydana gelen görüntüdür ki, geçmişten gelen hatıra birikimlerinin yeni baştan hayal edilmesinden başka bir değer taşımaz.

Üçüncüsü ise, şeytanî bir telkin ile meydana gelen zihinsel görüntüdür ki, bilinmeyen bir dış etkenden etkilenerek meydana gelir, fakat yalan bir tedai ve tehayyülden ibaret olur. İşte bu ikisi ahlam veya adğâsü ahlam adını alır. Bununla beraber bütün bunlar nefiste bilgi değeri olmasa bile, hissî bir heyecan uyandırmaktan geri kalmazlar. Şu halde yalnızca bilgi değeri açısından değil, duyguların halden hale geçmesi açısından da düşünüldüğü zaman görülürki, ahlam denilen kısmın bile psikolojide hesaba katılmaya değer önemli bir yeri vardır.

Gerçekten de Hz. Peygamberin hadislerinde rüyaların hem bilgi değeri, hem de duygusal önemi üzerinde durulmuş, her iki faydasına da ayrı ayrı işaret buyurulmuştur. Bu arada şunu da hatırlatmalıyız ki, hadis-i şerifte "Rüya, peygamberliğin kırkaltı cüz'ünden bir cüz'dür" yani, kırkaltı parçasından bir parçadır buyurulmakla, onun ilmi değerine işaret edilmiştir. Ayrıca yine hadisi şerifte "Peygamberlik kesildi, mübeşşirat kaldı" buyurulmuştur.

Bu da daha ziyade işin duygusal tarafına aittir. Hiç şüphesiz nübüvvetlerin ekmeli, Hz. Muhammed'in nübüvvetidir. Hatemü'l-enbiya (son peygamber) efendimizin vefatına kadar vahiy aldığı peygamberlik süresi yirmi üç sene idi. Ve bu yirmi üç senelik sürenin ilk altı ayında aldığı vahiy, hep sabah aydınlığı gibi zuhur eden rüyalar şeklinde olmuştu. Yirmi üç senenin ise kırk altı tane yarım sene, yani kırkaltı tane "altı ay" demek olduğu hesaba katılırsa, ilk altı ayda rüyalar şeklinde gelen vahyin, bütün vahiy süresinin kırk altıda biri ettiği ve onun kırk altı parçasından bir parça olduğu anlaşılır.

Burada rüya meselesini biraz da zamanımızın felsefi görüşleri açısından ele almak da faydadan halî olmayacaktır. Psikoloji ve genelde ruhsal bilimlerle meşgul olanların bildiği gibi, uyanıkken bize belli bir şeyi tanıtan, mesela "bir buğday başağı gördüm veya bir ses işittim" dedirten herhangi bir görme ve işitme, tek başına o anda meydana gelen basit bir duyumdan ibaret değildir. O anda aldığımız o duyu ile birlikte hafızamız da ona benzer bir hızla hemen harekete geçer kendisinde daha önceden ona benzer bütün görüntüleri yoklar, varsa aynını bulur, onunla karşılaştırır ve o anda onun buğday başağı olduğuna karar verir.

Gördüğü yeni duyu ile daha önce edindiği idraklerin bütünleşmesinden yeni bir tanıma elde etmiş bulunur. Böylece her yeni bir duyudan aldığımız yeni bir görüntünün anlamını, daha önceki hafıza arşivimizden yararlanarak aradaki aynîliğin veya yakınlığın derecesine göre kendimize söyleyebiliriz: Mesela, "şurada bir yaprak gördüm" diyebilir. O andaki bir duyuyu, hafızamızdaki benzerleriyle tedai ve hatırlama yoluyla bir geçit resmine tabi tutarız; ancak o gördüğümüzle daha önce hafızamızda bulunan görüntüler arasında bir aynîlik veya bir benzerlik bulamadığımız zaman da "birşey görüyorum, amma ne olduğunu seçemiyorum" deriz.

Çünkü biz hiçbir eşini ve benzerini bilmediğimiz büsbütün yeni olan bir şeyi tanıyamayız. Durum dış gözlemlerde böyle olduğu gibi, iç gözlemlerde de böyledir. Mesela "düşünüyorum, başım ağrıyor" diyebilmemiz için bile, daha önceden benzeri şekilde düşünmüş ve yine daha önceden başımızın ağrımış olması gerekir. Çevremiz veya kendimiz hakkında edindiğimiz bütün bilgiler, yeni bir duyu ile hafızamızda önceden mevcut benzer birikimlerin elele verip yardımlaşması sayesinde meydana gelir. Bütün bilgiler dış duyularla hafızadaki idrak kalıntılarının işbirliği etmesine bağlıdır. Halbuki benliğimiz, uyku halinde de içeriden veya dışarıdan etki alır. Ve kendi kendisiyle konuşabilir, geçmişi çağrışım yapıp hatırlayabilir. Böylece rüya veya ahlam denilen zihinsel olay meydana gelebilir. Ve uykudaki, bir benlik iradesine hakim olamadığı için artık bunlar, benliğin kontrolü dışında başıboş bir şekilde akar gider.

Ve bundan dolayı bu tedailerin ilk çıkış noktalarına bağlantıları, benliğin dikkatinden gizli kalacağından bütünün temsil yoluyla toptan ifade ettiği gizli anlam, tefsire ihtiyaç gösterecek şekilde kapalı kalır. Eğer bu tedailer yeni bir etki ile ilgili olmayıp da gerek eğri, gerek doğru yalnızca geçmişteki hatıraların tekrarından ve karışımından ibaret olursa, o zaman ahlam veya edğasü ahlam olmuş olur.

Hak tarafından gelen bir etki sebebiyle cereyan eden tedailer de rüyayı sadıka olur. Şu halde görmek, bir basit duyu ile hafızadaki bir tedai zincirinin akışı sayesinde olduğu gibi; rüya olayı da, bir etki ile bir tedai akışının altındaki mânâdır. Görme olayında çağrışımın ayniliğinden veya benzerliğinden o şeyin ne olduğu anlaşıldığı gibi; rüya olayındaki tedainin görüntüsünden de, o etkinin altındaki anlam anlaşılacaktır.

Fakat görme olayı, ne kadar zorunlu olursa olsun, onda benliğin bakmak ve dikkat gibi kendi kesbiyle ve iradesiyle ilgili olan hür seçiminin bir hissesi, bir rolü vardır. Hatta görmenin netliği dikkatle doğru orantılı olur. Onun için göze iliştiği halde dikkatten kaçan birtakım şeyler bulunur ki, ya hiç görülmez veya belli belirsiz göze ilişmiş olur. Rüya olayı ise benliğin tamamen dikkati ve iradesi dışındadır, soyut olarak ve zorunlu olarak cereyan eder.

Binaenaleyh rüyanın altında yatan anlamı dile getiren görüntü, benliğin iradesine yabancı ve dikkatine gizli kalmak bakımından, bizzat görme olayındaki gibi net ve kesin olmasa da; diğer taraftan benliğin irade ve dikkatiyle ilgisizliği açısından, rüyanın doğrudan doğruya ilâhî bir tasarruf ve hak tarafından bir gaybî telkin olması, bizzat görme olayından daha net ve daha geçerli bir olgudur.

Bundan dolayıdır ki, insanlar rüyalarının çıkmasında, gözle gördüklerinin gerçekleşmesinden daha ziyade bir ilâhî burhan görürler. Ve hiç şüphe yok ki, sadık rüyaya, milyonda bir bile rastlansa, yine de olayın gerçekliğine ve önemine asla halel gelmez. Şunu da hatırlatalım ki, rüya olayı yalnızca uyku haline bağımlı bir hadise değildir. Uyanıkken, özellikle karanlık bir yerde veya gözler yumulmuş olarak bir dalgınlık halinde de, bir sinema şeridi gibi görülen birtakım misaller ve manzaralar meydana gelebilir ki, bunlar sıradan hatıralar ve hayaller gibi sönük ve bulanık değildir, tıpkı canlı ve gerçek bir görüntü gibi, parlak, net ve açık seçiktirler. Ve görülenler tıpkı bir rüya gibi misal olarak veya bazı hallerde aynen tabir ve tevil edildikleri gibi, daha sonra tahakkuk da ederler.

Bunu kendi hayatlarında yaşamış olanlar şuna inanırlar ki, soyut manevi âlem ile madde dünyası arasında ortada bir misal ve eşbah âlemi vardır. Mânâ maddede, madde mânâda bu misal âlemi yardımıyla temessül eder. Gerek uykuda ve gerek uyanıkken rüya, belli bir hakikatin, soyut olarak bu misal âleminden ruha görünmesidir.

Bundan dolayıdır ki, rüya olayı sıradan hatıraların çağrışımından ve ahlamdan başka bir keşif hadisesidir. Rüya tabiri ilmî ve vehbî ve keşfî ilimlerden olduğu için düşünce ve mantıkla çözülmez. Çözülemediğinden dolayıda zahir ehli için gerçek rüya ile ahlam adı verilen şeyin ayırt edilmesi zor ve müşkül bir şey olur. Hatta gaybî sırlardan büsbütün gafil olanlar, âlemlerin Rabb'inin alîm ve hakîm olduğunu bilmeyenler, genel olarak bütün rüyaların ahlamdan ibaret olduğunu iddia edecek kadar ileri giderler. (EHY)

Hani Yûsuf, babasına “Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana boyun eğiyorlardı” demişti.(Yusuf 12/4)

Kura'anda Bahce sahibi iki kardeş ve sözlerinin tevili ehadisiEdit

Bu benim ilmimden....

Bu mal benden ebediyyen benden gitmeyecek.

Tarafik kazalari ve tevili ehadisEdit

  • "Ben USTA şoförüm" dediginde insanlar daha cok kaza yapar. Acemiler daha az kaza yapar. Kadinlar erkeklere gore daha usta şoför değildirler ama kendilerini usta gormedikleri icin ciddi kazalari kadinlardan cok erkekler yapar. Usta oldugunu dusunen ya da arabasina guvene kibirlenen usta şoförlerle doludur mezarliklar.

Kudret tecellisi ve tevili ehadisEdit

  1. Allahin Kudreti nasıl tecelli eder? #Aziz edeceğini #Acz ile, #zelil edeceğini #Kibir ile imtihan eder.
  2. Mustekbir
  3. TeviliEhadis


MIAlarin ev - makam yaptirmalari ve daha tam oturamadan derhal tayinlerinin cikmasiEdit

Mülki idare camiasının kesin tecrübelerle elde ettiği bir teveli havadis de şudur ki ; her kim ve hangi makamda olursa olsun bir kaymakam vali yardımcısı hangi ilden ilçeden şahsına ev alırsa bakanliga daha mal beyani vermeden bildirmeden derhal tayini bir sebeple çıkar hükümet binası yaptırırsa da hizmet binasında kalamaz . bütün mülki idare amirleri bunu bilir . örneğin en son kararname den kisa bir sure once bursada samet vy gibi mersinde ev alan kaymakam eyup sabri kartal ve iki vy turgut serimer ve mehmet emin beylerin tayinin cikmasi gibi.

Bu tecrübeyi yani tv ile hadisi bilen mulki idare amirleri bir ile tayini çıktığında ev alin onerisine bu ev bize yaramaz , memuruz derler. Mersine atanan vali yardımcısina ev alması önerildiğinde biz devlet memuruyuz ev bize yaramaz. Eger mülki idare amiri ev aldığında orada oturamaz.

7 Başak tevili ehadisiEdit

Zulumler oldugunda başa geleceklerin teviliEdit

Mazlumlara zulm edildiginde firavun ayetinde oldugu gibi firavunlarin dert yandigi konular:

  • haşere yani kara fatmalar
  • sel
  • Deprem
  • kuraklik
  • Ugursuzluk

Kinadigi hadise basina gelmeden olmez hadisi ile hadiselerinin teviliEdit

  • kevser suresinin inzal sebebi olan hz peygamberin oglu ibrahim olunce hz peygambere ebu cehil EBTER oldu diyor. Yani zurriyyetsiz kaldi diyor. Inne şanieke huvel ebter. sana kinlenen varya o KIN ADAMI iste o ebter.
  • Kim demişse o zurrieytten ne anlar. O ne bilir coluk cocuk derdinden derse o adami tevili ehadis acisindan takip edin...

Kim derse ki kinama amacli; o anasini babasini bakmadi

Allah ona da.anasini babasini bakmayi nasip etmez.

Kriz anlarinda Isimlerden tevili ehadisEdit

  • hz peygamber hudeybiyede "Is kolay gidecek" tevili ehadisinde bulinda soruyorlar neden ya rasulallah. Cevap soyle cunku suheyl geliyor. Suheyl arapcada kolaylik demektir, buyuruyorlar.

Gemi delme olaylari ve tevili ehadisiEdit

  • Hizir as gemiyi deliyor. Kehf suresi. Musa as kizdiginda sebebini acikliyor. Çünkü ilerde zalim bir kral saglam gemilere el koyuyor.
  • 12 Ey devrinde okulun bitirilmemesi ve slym bitirilmis y elkonulmasi vb hadiseler.

Gazete haberlerinde tevili ehadisEdit

Tevili ehadisle yönetimEdit

Hz. Yusuf'un rüyaları tevili ve Te'vil el-Ehadis

Allah'ın Yusuf peygambere ihsan ettiği nimetlerden en önemlisi "te'vil el-ehadis" bilgisidir. Bu özelliğini küçükken babası ona bildirmiştir:

"Böylece Rabbin seni seçecek ve sana "te'vil el-ehadis" (rüyaların/olayların yorumunu) öğretecek." (12/6)

Yusuf peygambere bu bilgiyi veren Allah'tır.

"Bu söylediklerim Rabbimin bana öğrettiklerindendir." (12/37)

Rabbim bana egemenlik verdin ve te'vil el-ehadisi öğrettin." (12/101)

Yusuf peygambere Alah'ın verdiği "te'vil el-ehadis" bilgisi sadece rüyaların yorumu olarak tefsir edilmektedir. Oysa bu ifadenin yetersiz olduğu ortadadır. Çünkü kıssanın hapishane versiyonunda Yusuf peygamber şöyle demektedir:

"Yusuf dedi ki: "Yiyeceğiniz yemek önünüze gelmeden onun "tevil'ini (yorumunu) size bildirebilirim." (12/37)

Bu ayette rüya ilgili bir durum mevzu bahis değildir. Yenilecek yemek önünüze gelmeden ifadesi somut bir vakıanın anlatımıdır. Ve Yusuf peygamber bu vakıanın te'vilini bildirebileceğini beyan etmektedir.

Kıssanın hapishane bölümünde; Yusuf peygamberin zindan arkadaşının rüyası hakkındaki te'vilinin gerçekleşme, vakıaya dönüşme anlamında kullanıldığını bir kez daha görmekteyiz.

"Ey hapishane arkadaşlarım! Biriniz efendisine içki sunacak, diğeriniz ise asılacak ve başını kuşlar yiyecek. Sorduğunuz husus bu şekilde kesinleşti." (12/41)

İlk Mesajlar" adlı eserinde Sayın M. Ali Baltası "te'vil el-ehadis" hakkında şöyle diyor:

"Te'vil kelimesi, yorum anlamına geldiği gibi, nihai sonucun ortaya çıkması, gerçekleşmesi anlamına da gelmektedir. Nitekim A'raf suresi, 53. ayetinde kıyametin vuku bulması ile ilgili olarak "onun te'vili geldiği gün" ibaresinde kelime "vuku bulması, sonucun ya da gerçek anlamının ortaya çıkması" anlamında kullanılıyor. Benzer bir kullanım Nisa suresi, 59. ayeti için de geçerlidir. Diğer kelime "hadis" ise "söz" ve "haber" anlamına geldiği gibi eşanlamlısı olan hadis ile birlikte olay, hadise, vakıa anlamına da geliyor. Bu durum karşısında "te'vil el-ehadis", rüya yorumlamanın ötesinde nihai sonuçları ortaya çıkarmayı anlatmaktadır."

Bu konuda Hak Söz dergisinin 52. sayısında Sayın Ömer Mahir Alper'in "Kur'an-ı Kerim'de Muhkem ve Müteşabih" başlıklı yazısındaki Yusuf (a) kıssasındaki "te'vil el-ehadis" hakkında şu isabetli açıklamayı yapıyor:

Kur'an'da te'vil kelimesi yaklaşık onbeş yerde kullanılmaktadır ve "işlerin akıbeti", "varacağı yeri" manasına gelmektedir. Nitekim Yusuf suresinde Yusuf'a rüyada görülenlerin te'vilini (te'vilu'l-ehadis) öğretildiğinden bahsedilmesi (12/6), ona rüyada görülen şeylerin "akıbetinin ne olacağını" kestirmenin ve o görülen şeylerin "Gelecekte yaşanacak vakıa olarak" neye tekabül edeceğini bilmenin öğretilmesi demektir. Zaten yine aynı surede anlatılan kralın bir rüya görmesi ve bunu Yusuf'un te'vil etmesi hadisesi de bu görüşü açıkça ortaya koymaktadır.

Yusuf suresi 100. ayetinde geçen "te'vil" kelimesinin yüklendiği anlam, yukarıda serdettiğimiz görüşleri bir defa daha doğrulamaktadır.

"Ey babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın te'vilidir. Rabbim' onu gerçekleştirdi." (12/100)

Bilindiği üzere Yusuf kıssasına başlarken Yusuf peygamberin gördüğü rüya anlatılmış ve olaylar buna binaen gelişmeye başlamıştı. Yusuf'un gördüğü bu rüyanın te'vili, kıssanın sonunda, 100. ayette gerçekleştiği Yusuf peygamberin ağzından anlatılmaktadır.

Mısır melikinin gördüğü rüyanın te'vili de Yusuf (a) tarafından olur.

"Bir gün melik: "Rüyamda yedi zayıf ineğin, yedi semiz ineği yediğini; yedi yeşil, yedi de kuru başak gördüm. Ey ileri gelenler! Eğer biliyorsanız bu rüyanın tabirini söyleyin" dedi." (12/43)

"Yusuf dedi ki: "Tarlanızı boş bırakmaksızın yedi sene boyunca ekip biçin. Hasad ettiğiniz zaman da ihtiyacınız için ayıracağınız az bir şey hariç, geri kalanını başağıyla bırakın. Bunun ardından gelen yedi kurak yıl, tohumluk olarak ayırdığınız az bir kısmı hariç hepsini yer bitirir. Bundan sonra da insanların bolluğa kavuşacakları bir yıl gelir." (12/47-49)

Bu yorumu beğenen Mısır Melikinin, ülke yönetimini vermesi ile Yusuf (a) kıtlık yıllarına hazırlık yapar ve sonunda Mısır ahalisini bolluğa kavuşturarak, Melik'in rüyasının te'vilini böylece tamamlamış olur.

Makalelerde tevili ehadisEdit

Yusuf (as), Tevili’l Ehadis ve Doğadaki Döngüler (Çevrimler)Edit

Kur’an’ın “kıssaların en güzeli” olarak vasfettiği, Tolstoy’un “dünyanın en güzel hikâyesi” olarak tanımladığı, Thomas Mann’ın ise Nazizm’den kaçtığı ABD’de, insanoğlunun en zor şartlarda bile bir çıkış bulabileceğine dair örnek bir hikâye olarak kaleme aldığı Yusuf Kıssasındaki anlatıda, Yusuf (as)’un hayatındaki en kritik dönem, cezaevinde geçirdiği süredir. Kur’an’da bu süre şu şekilde anlatılmaktadır:

33-(Yusuf) dedi ki: “Rabbim! Zindan bana, bunların beni kendisine davet ettikleri şeyden daha hayırlıdır. Eğer onların tuzaklarından beni korumazsan, onlara meyleder ve cahillerden olurum.”

34-Bunun üzerine Rabbi onun duasını kabul etti de (o kadınların) tuzaklarından onu korudu. Şüphesiz ki Allah işitendir, bilendir.

35-Sonra (Yusuf’un suçsuzluğuna dair) o delilleri görmelerinin ardından, yine de onu bir müddet zindana atmaları fikri kendilerine uygun göründü.

36-Onunla beraber zindana iki de genç girmişti. Onlardan biri: “Doğrusu ben (rüyamda) kendimi üzüm sıkarken görüyorum” dedi. Diğeri de: “Doğrusu ben de (rüyamda) kendimi başımın üstünde bir ekmek taşırken görüyorum; kuşlar ise onu yiyor” dedi. “Bize bunun tabirini haber ver! Çünkü biz seni iyilik edenlerden görüyoruz” (dediler).

AHMET KURUCAN - Te'vil-i ehadisEdit

Cumartesi, 23 Haziran 2012

Eve döndüm, eşim her zamanki gibi sen nasılsın demeden önce 'Hocaefendi nasıl?' sorusunu sordu. Öyle bir şey demem lazım ki, hem yalan olmasın hem de eşim üzülmesin. Türkçemizdeki o enfes tabirle idare-i kelam etmem lazımdı, sizin anlayacağınız. Üzmek istemiyorum eşimi; çünkü gerçeği bütün çıplaklığı ile söylesem üzülecek. Kaldı ki ne benim ne de onun duadan öte yapabileceğimiz bir şey yok. Yalan da söyleyemem. Öyleyse yalan olmayacak ama onu da üzmeyip duaya sevk edecek kadar kapıyı açmalı ve gerçeği söylememeliydim. 'An'lık bir karardı ve öyle de yaptım; idare-i kelam ettim.

Ardından gece boyu çok ama çok düşündüm; kaç defa bilgisayarın başına oturup yazayım, paylaşayım dedim; sonra vazgeçtim. Aldım-verdim sabaha kadar. Çekimserliğimin nedeni, yanlış yorumlar yapılır mı; cansız satırlardan hareketle zihinde oluşacak çağrışımlar acaba ümitsizliğe neden olur mu sorularına net cevap veremeyişimdi. En onulmaz yerlerde bile bize ümit aşılayan, ümit konuşan, ümit yazan ve ümit çağlayanları, ümit şelaleleri gibi coşan o ümitten insan hakkında Kur'an'ın ifadesiyle bir kafir sıfatı olan "ümitsiz" gibi algılanmasına vesile olmam hem beni üzer hem de gerçeklere aykırı olurdu. Bu satırları okuduğunuza göre geçti o endişem; geçti ama yine de ümitsizliğe dûçar olacak yorumların önünü kapamak için bu açıklama ile başlama ihtiyacı hissettim yazıya.

"Şu anda vücuduma bıçak saplasanız, damarlarımdan bir damla kan çıkmaz." dedi. Bildiği, gördüğü, hissettiği şeyler karşısında sahip olduğu hal ve bu halin kelimelerle ifadesi işte bu. Siz bu sözleri okuduktan sonra zihninizde nasıl bir resim canlanır bilmem ama sizin zihninizde canlananın ötesini, hakikisini bir grup arkadaşla beraber gördük ve yaşadık. İlk değil bu manzara benim ve birçokları için. Böyle giderse son da olmayacak.

Pekâlâ neydi bu? Nedendi bu manzara? Sıradan hadiseler onun duyarlılığına çarptığı için mi böyle olmuştu yoksa en duyarsız insanları bile bu hale getirecek derecede ciddi hadiseler mi söz konusuydu? Hemen söyleyeyim; Hocaefendi'nin duyarlılığı müsellem ama bence ikincisi. 'Nereden çıkartıyorsun?' sorusunu sormakta haklısınız. Şundan: "Te'vil-i ehadis, bugün cereyan eden hadiseleri iyi okuma ve gidişatın nereye doğru olduğunu görme demektir. Daha açık ifadesiyle, te'vili ehadis hadiseleri doğru görme, doğru okuma ve doğru yorumlama demektir." Halbuki biz Hz. Yusuf kıssasında anlatılan 11 yıldızın secde etmesi, kuraklıkla tabir edilen rüyalardan hareketle te'vil-i ehadisi hadiselerin âlem-i misaldeki farklı veçhesinin âlem-i şahadette bilinmesi olarak biliriz.

Zaten Elmalılı'dan Yusuf Sûresi'ne başlanmıştı. Bu sözler de o münasebetle söylendi. Tabir caizse ağzını bıçak açmayan bir insan vardı bugün derste. Anlaşılan bugünkü ders her zamankinden daha farklı bir dille gerçekleşecekti; lisan-ı hâl. Kaldı ki bu dil, bizim asırlardır sadece kitap sayfaları, sohbet notları, satır aralarında kalan, ete kemiğe bürünmüş şekliyle görmediğimiz, duymadığımız bir dildir. Bir arkadaş Elmalılı'yı okurken o, okyanus kenarında güneşin batışını seyreden insan misali bakışını ufkun enginliklerine salmış ve dalgın dalgın düşünüyordu. Daha fazla devam etmezdi bu iş. Nitekim öyle de oldu. Bir ara fasla gelince; "Öylesine oturmuş dinliyorum; burada keselim." dedi ve kestik.

'Keşke beni demeseler...'

Aynı günün öğleden sonrası, illerde yapılan Türkçe Olimpiyatları'nı izliyoruz birlikte. Arada mikrofon uzatılan kişilerden bazıları kendisine selam gönderiyor, saygılarını sunuyor, böylesi büyük bir çabaya fikri mimarlık yaptığı için teşekkürlerini ifade ediyorlar. Hepsi de estağfirullah sözleri ile karşılık buluyor. "Keşke beni demeseler..." diyor. Her konuşmada bu ve benzeri karşılıklar benim daha fazla susmama engel oldu 'realite' dedim ve ilavelerde bulundum. Verdiği cevap çok ama çok manidardı: "Hased realite tanımaz." Anlaşılmıştı. Bu cevabın sabahki moral bozukluğu ile alakası var mıydı bilemem ama bunun mutlaka bir arka zemini vardı. Program, düşünce dünyasının kahredici pençelerinden kısa bir müddet için bile olsa kurtulmasına vesile olmuştu. Kısmen rahatladı. "Bir doktorun dediği gibi rehabilite etti bizi de bu program baksanıza..." diyerek latifede bulundu. Hem kendi hem de etrafındakilere biraz nefes aldırdı dudakları geriye götüren bu latife ile. Sonra... Sonrası malum, yeniden derin düşüncelere daldı ve çoğu zaman yaptığı gibi tefe'üle müracaat etti. Daha önce de arz ettiğim gibi tefe'ül, belli bir seviyenin insanları için teselli olabilir. Bir tek şartla: Te'vil-i ehadise her iki veçhesiyle de vâkıf olacaksın.

Müminun Sûresi'nin 28. ve 29. ayetleri çıktı. Hz. Nuh'a hitaben buyuruyor ki Allah, bu ayetlerde: "Sen ve beraberindeki kimseler gemiye bindiği zaman: 'Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah'a hamd olsun!' de. Yine de ki: 'Ey Rabb'im! Beni güvenli ve bereketli bir yere indir. Sen, konuk edenlerin en iyisi, en mükemmelisin.'"

Biraz önce kaydetmeyi unuttum; aynı şekilde sabah dersinin sonunda da bir tefe'ülde bulunmuştu. O zaman da İbrahim Sûresi'nin 19. ayeti çıkmıştı. "Allah'ın gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattığını görmedin mi? Eğer dilerse sizi ortadan kaldırıp yepyeni bir halk getirir. Allah'a göre bu sözü edilecek bir şey değildir." Bence, her iki tefe'ülde çıkan ayetler mana ve muhteva itibarıyla teselli verir, yol gösterir tarzda. Bilmem siz ne düşünürsünüz?

Haddimi aşıyor ama bir ayet de ben ilave edeceğim buraya. Te'vilsiz, tefsirsiz, yorumsuz olarak. "Ve şüphesiz sen pek büyük bir ahlak üzerinesin. Artık yakında göreceksin ve onlar da görecekler. Sizden hanginizin fitneye tutulduğunu. Elbette senin Rabb'in kimin kendi yolundan şaşırıp saptığını, kimin O'nun yoluna gittiğini daha iyi bilendir" (Kalem; 4-7).

Dış linklerEdit

Şablon:Tevil-i ehadis
Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.