TEKBİR


Yaşça büyük olmak, yaşlanmak, büyüklenmek, şerefli olmak, iş zor ve ağır gelmek anlamındaki "k-b-r" kökünden gelen ve sözlükte, bir şeyi büyük yapmak, ululamak, büyük görmek anlamlarına gelen tekbir kavramı, din ıstılahı olarak, "Allah'ı yüceltmek, Allahü ekber (Allah en büyüktür, Allah her şeyden daha büyüktür) diyerek Allah'ı azamet ve kibriya ile anmak" demektir.

"Tekbir", Allah'ın bir emridir (Müddessir, 3; İsrâ, 17/111). Bu emri yerine getiren insan; eş, çocuk ve ortak edinme, âcizlik, noksanlık, haksızlık, zulüm vb. O'na layık olmayan sıfatlardan Allah'ı tenzih etmiş olur.

"Allahü ekber" cümlesi, Allah'ı tazim etmede en beliğ bir ifadedir. Dinin direği ve ibadetlerin başı olan namaza "tekbir" ile başlanır. Beş vakit okunan ezanda günde 30 defa Allahü ekber cümlesi tekrar edilmektedir.

Kur'ân'da geçen "kebbir" emrinde "namaz kıl" anlamı da vardır. Namaza giriş tekbiri, namazın farzlarından biridir. Namazın cüzü zikredilmiş, tamamı kastedilmiştir.

Bakara sûresinin 185. âyetinde geçen "tekbir" emri ile bayramlarda tekbir getirilmesinin kastı da söz konusudur. Bu âyete dayanarak İmam Şafiî, İmam Malik, İmam Ahmed ibn Hanbel, İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed bayram namazlarına giderken tekbir getirilmesi içtihadında bulunmuşlardır. Ramazan ve kurban bayramı namazında birinci rekatta Fâtihadan sonra 3 defa, ikinci rekatta zamm-ı sûreden sonra üç defa, Allahü ekber diyerek tekbir alınır. Bunlara "zevaid" tekbirleri denir. Selamdan sonra, hutbe içinde ve hutbe sonrasında "Allah, en büyüktür, Allah en büyüktür, O'ndan başka ilah yoktur, sadece O vardır. Allah en büyüktür ve her türlü övgü Allah' içindir" anlamındaki "Allahü ekber, Allahü ekber, lâilâhe illâllâhu vallâhu ekber, Allahü ekber ve lillâhi'l-hamd" denilerek tekbir alınır. Bu tekbirlerin dayanağı da bu âyettir.

Kurban bayramının bir gün öncesi olan arafe günü sabah namazından Bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar 23 vakit farz namazlarda selamdan sonra bir defa yukarıda metnini zikrettiğimiz uzun tekbir alınır ki buna teşrik tekbirleri denir. Bu şekilde tekbir getirmek İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'e göre vaciptir. Ebû Hanîfe'ye göre teşrik tekbirleri, arafe günü sabah namazından başlar, ertesi günü ikindi namazında son bulur ve sadece cemaatle kılınan farz namazlardan sonra getirilir.

Bakara sûresindeki "tekbir" emri, "bayram namazı kılınız", Hac sûresinin 37. âyetindeki "tekbir" emri ise, "hayvanları keserken tekbir getirin" anlamına da gelebilir. Bunu, "O halde Allah'ın âyetlerine inanıyorsanız (kesilirken) üzerine O'nun adı anılan (hayvan)lar(ın etin)den yiyin." (En'âm, 6/118) âyeti ile, "(Kesilirken) üzerine Allah'ın adı anılmayan (hayvan)lar(ın etlerin)den yemeyin. Çünkü o(nu yemek) yoldan çıkmaktır." (En'âm, 6/121) âyeti teyit eder.

Eti yenen hayvanlar kesilirken "bismillâhi Allahu ekber" (Allah'ın adıyla, Allah en büyüktür) denir.

"Allahü ekber" sözü aynı zamanda Allah'ı zikirdir. Tekbir getiren kimse "Allah'ı çok zikredin" (Ahzâb, 33/41) emrini de yerine getirmiş olur.

Tekbir ile Allah'ı tazim / yüceltme üç şekilde; kalp, söz ve amel ile yapılır.

Kalp ile tazim; Allah'ın varlığına, birliğine ve âdil olduğuna şeksiz ve şüphesiz inanmak ve Allah'ı lâyıkı veçhiyle tanımaktır. Sözle tazim; Allah'ın yüce sıfatlarını ve güzel isimlerini ikrar etmektir. Amel ile tazim; namaz, oruç, hac, zekat, dua... gibi İslâm'ın yapılmasını istediği sâlih amelleri işlemek ve ibadet etmektir. (İ.K.)

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.