FANDOM


BATI ve İSLAM DÜNYASINDA EFLATUN KANUNLARı


İslam Düşüncesi'nin fikri kökleri ve bunlar arasında bilhassa Batı (Yunan) Felsefesi'nin İslam Düşüncesi üzerindeki tesirinin dozu, bir problem olarak, henüz canlılığını korumaktadır.

Batı dünyasına mensup araştırmacılara; "İslam Düşüncesi, tıkçağ Batı (Yunan) Felsefesi'nin bir kopyasından, bir adaptesinden ibarettir." dedirtecek sebebIer, aldatıcı da olsa, yok değildir. Fikir ve kültür tArihi ile meşgfrl olan kaynak1arımızda Batı'ya §id pek çok eserin isminden söz edilir. Söz gelimi birer felsefe tarihi olan İbn Kıfti ve İbn Ebi Üsaybia'nın "Tabakat" kitaplannda, Eflatun'a aid eserlerin hemen hepsinin, hattA birçok ilavelerle de birlikte, isimlerinin yer aldığı görülür. Öte yandan ismini ilim ve düşünce tarihine kaydettirmiş bulunan felsefe, kelaın, tasavvuL. ve benzeri sahalardaki çeşitli ilim ve fikir adamlarımızın büyük bir çoğunluğu, kendilerinden önce yaşamış, ilim ve felsefe vMisiıide söz söylemiş, ismini "hakikat arayıcısı" listesine yazdırtmış bulunanların eksensini; ",..büyük yol gösterici, büyük üstad..." diye zikretmişlerdir. Bu tavır ve hareketlerin ise fikir ve düşünce sahalarında araştırma yapan yeni devrin insanına; "İslam Dünyasındaki fikir adamları, kendilerinden önce gelenlerinhemen bütün eserlerini okumuş, oralardaki fikirleri aynen almış ve bu fikirlerin sahiplerini de (aşılmaz ve hatta ulaşılınaz) birer üstad olarak kabUl etmiş bulunmaktadırlar." dedirtmesi ve kendi~ lerini bu türlü intibalara sevketmesi, bir bakıma, tabii ve normal görünecektir. Şu var ki: İsHim Düşüncesi'ni yalnızca "filozof" ÜnVanıni almış ve sayılan oldukça Sinırlı bir grubun eserlerinde aramamu icabeder. İslam Düşüncesini, yalnızca saf felsefe eserlerinde ve bu isim altında yazılmış bulunan kitaplarda de~, kanaatimizce, onu, İslam Dünyasında; edebiyat, kelam, tasavvuf ve hatta sırf dini bir çerçevede mütild edilen fıkıh, tefsir... ve benzeri sahalarda kaleme alınmış bulunan eserlerin içinden de bulup ayıklamak zarUreti vardır. Meselıl, felsefenin ahlak alanında en büyük problemlerinden birini teşkil eden "iyilik ve kötülük" kavramları ile bunun nasıl bilinip kavranacağı meselesi, aynı zamanda İslam Dünyasındaki en büyük fıkıh meselelerinden birini teşkil etmiş ve meseleye bakı~ açısı, fıkıh ekollerinin ayrılıklarını belirleyen esaslar arasına girnii~ bulunmaktadır. GazzaH (EbO Hamid), ilk bakışta bir filozof olarak- görülmez. Kendilerini sünnete 113 daha çok ba~h hisseden dilli çevrelerqe o, filozofların düşmanı ve felsefeye en büyük darbeyi indirmiş bk kİşi olarak tanınır. Gerçekte ise Gazzal1, asırlarca sonra Batı'da İ. Kant'ın yapacağı şeyi yapmış olan büyük bir düşünce adamıdır.-Ne var ki açtığı çığır, yanlış bir yolda tıkanıklığa sebeb olmuştur.

İslam Dünyasında yetişen fikir adamlarının hakikate bakış açısı, Batılılardan oldukça farklıdır. Fikir adamlarımıza göre hakikat; açık, seçik, kesin ve dolayısiyle de tariilidir. Sag duyu sahibi herkesin bunu bulup yakalaması, tabii ve hatta zarfiridir. Onların b.u kanaati İslamın bizzaLkendisinden neş'et etmektedir. Zira, İslaqı'a göre Hz. Adem; insan soyunun ilki olduğu. kadar, kül1i hakikati bilenlerin de ilkini teşkil ve temsil eder (1). Hakikatin nesilden nesile intikali, ilahi iradenin tabii bir tecellisLolatak görünür. Ne var ki, insan topluluklarındaxi çeşitli karışıkhk1ar, zaman zaman bu ezeH hakikatin örtülmesine, onun bir sır perdesi aJtına sokulup saklanmasına sebeb olmuş ve olmaktadır, İşte, filozof, hakim ve peygamber ünvanıarı ile gelen gözü ve gönlü açık kimselerin yaptığı, zamanla ve çeşitli sebeblerle gölgelenip sır perd,esi altına girmis bulunan eıeı! hakikatin üzerindeki bu perdeyi kaldırıp onu bütün topluluklara göstermekten ibarettir. 'Dolayısiyle. bunun belli kimselerin tekelinde bulunması mümkün değildir. İşte, temelinde bu türlü bir kanaatin yattığı bir medeniyet içinde doğan ve bu havayı teneffüs ederek yetişen fikir adamlarının,'kendilerinden önce gelmiş ve hakikat yolunda belli bir mesafe ve merhaJe katetmiş bulunan kimselere karşı hürmet göstermesi, hangi millet ve medeniyetten olursa olsun, onlar için sevgi ve.muhabbet beslernesi ve kendilerine "üstad"gözü ile bakması son derece tabii ve-hatta siihibi ve mensubu bulundukları iman ve irilinın zarfiri bir neticesi olmaktadır. İşte, İslam Dünyasında 'yetişen ilim ve düşünce erbabının "geçmiş" karşısındaki tavırlarını bu açıdan ele abp değerlendirmek mecburiyeti gözden uzak tutUımamabdır. Şu var ki; ilim ve düşünce adamlatinıızın "geçmiş" karşısındaki bu tavırları; kendileri için; "geçmiş önünde her türlü tenkidden uzak, kayıtsız-şartsız, tam ve mutlak bir boyun eğme" tarzında değerlendirilmemelidir. Gerçi, (GazzaH gibileri bir yana bırakılırsa) ilim ve düşünce adamlarımızm "geçmiş"e karşı sert tenkidli tavırlanna pek rastlanmaz. zaten bu türlü bir hareket, onların başlangıçta baglandıkları temel prensibe aykırı düşerdi. Bundan dolayıdır ki onlar, "geçmiş" karşısında "sert tenkid" ile "mutlak kabili" arası "dengeli bir tavır" alabilmek için, geçmişi red ve tenkid yerine onu kendi fikir ve düşüncelerine uygun ve parelel bir tarzda tefsir, te'vil ve yorumlama yoluna gitmiş ve kendilerine intikal etmiş bulunan cümlelere, adeta, kendi fikir ve görüşlerini ifade ettirtmiş bulunmaktadırlar.

İşte Parabi'nin, önce Eflatun ve Aristo gibi birbirine 'oldukça J -nd iki filozofun fikirlerini aynı potada eritip sonra da ortaya çıkardığına inand.ı~ı ortak hükümleri- İslam'ın inanç ve alddeleri ile uzlaştırmaya yönelen gayretleri,

1- (Allah, Adem'e bütünü ile isimleri ögretli... Kur'an 2j}!). bizce, bu türJü bir kabUİ ve kanhtin sonucudur. Meseleye bu açıdan bakıİınca da İslam Dünyası'ndakifikir ve düşünce tarihinin araştınlıp ortaya konulmasında bugünkünden daha farklı hükümlere varılaca~ kesindir. Geçmişe mu fikirler, elbette ki oradan intikal eden' eserlerde bulunur. Bu eser~ leri bilmek.ve-görmek demek, içindeki fikirleri bilmek ve görmek demektir. Gerçek bu olduğuna göre Batı (Yunan) düşüncesine aid yüzlerce eserin -isminı veren İslam mütefekkirlerinin, o eserlerin muhtevalarıııı görmüş ve -bilmiş olmaları da - , - tabii ve hatta zarfın olmak icabeder. Esasen hadiseye de bu açıdan bakılmakta~ dır. Söz gelimi İslam -Felsefesi sahasında pek çok eser vermiş bulunan Abdurrahman Bedevi de "Yunan Felsefesinin İslam Dünyasına İntikaıi;' (2)' adlı eserini bu düşünce altında kaleme almış ve Yunan Felsefesine aid olup ismindeo söz edilen her eseri, İslam Dünyasına intikAl etmiş gibi göstermiştir. Söz gelimi bu eserin Eflatun ile ilgili bölümünde o, "Eflatun'un İsHim Dünyasına !ntikal Eden Eserleri" başlığı altında, klasik kaynaklardan İbnü'n-Kedi~ ile İbn'ül-kıfti'nin eserlerinden, ilgili' sahifelerindeki .listeleri harfi harfine alıp aktarmıştır. (3) Bedevi, bl.! iki listede zikredilen e&erlerin gerçekten İslam Düny§.sıoa geçip geçmediğini münakaş~ etmek bir yana, bu iki liste arasındaki farkın ne olduğunu ve ne· reden doğduğunu söylemeye bile lüzÜm hissetmemiştir. (4)

Oysa, mesela Öklides'e aid _olan "Geometrinin Temelleri" bile kaynaklarımızda Eflatun'a mal edilmekmektedir. Bize göre bir eserin isminden'bahsetmekle o ese~i tanımak've hele onun içindeki fikirlerden faydalanmak birbirinden ayrı şeylerdir.

İşte, Batı Felsefesinin Islam Düşüncesi üzerindeki te'sirini ve bunun dozunu ta'yin ve tesbit edebilmek için, her türlu peşin hükümden uzak ve fakat, yukarda işaret ettiğimiz ince, ince olduğu kadar da önemli bulunan hususları göz önü,nde tutarak tarihe malolmuş kayıtları yeniden gÖzden_geçirmek, her söylenmiş sözü dikkate almak ve ancak, bunların hepsini iyi bir elekten geçirip süzmek ıazımdır. Bu yapılmadıkÇa, bu vlldide verilecek umUmı hükümler eksik ve kusurlu kalmaya her zaman mahkUm olacaktır. Muhterem Prf. Dr. Nihat Keklik Bey, gerek doğrudan doğruya yaptı~ çalışmalarla, gerekse idaresini üstlendiği doktora ve benzeri faaliyetleri bu yöne sevketmekle yurdumuzda bu çJ~n açmış bulunmaktadır. Burada incelemesini sunaca~mız eser, yukarda belirttiğimız esaslar çerçevesinde, Eflatun'un ~'Kantinlar" isimli eserinin İslam DünyAsında nasıl ve ne derece tanınıp bilindiğini gösterecektir.

2- A. Be<1evi, La Transmission de la Philosopbie Grecque -au Monde Arabe, Paris, J. Vrin, 1968. 3- A. Bedevi, a.g.e. sh. 35-36. 4- MOellif burada sıJdece EDatun'a atfedilen sahte eserler buluodu(tuou söylemelde yelinır. llS . EfIatun'a aid eserler arasında Kanunlar, İsıam Dünyasınca en çok sözüedilen kitaplardan biridir. Kaynaklanmu arasında onu ilk zikreden İbn Cülcül'dür ve ondan "Kiıabü'n-Nevamis" diye söz eder. (5) İbnü'n-Nedim, Müntehiib, Şehrist~nı, İbnü'l-Kıfti ve Farabi de aynı ismi kaydederler. Üsaybia, eserin İsmini verırken aynca onun bölümlerini de söyleyerek; "Felsefe Hakkında Oniki Bölüm-den ibaret olan- Kitabü'n-Nevamis" der. (7) ,

Kaynaklanmu, Enatun'un siyaset alanındaki eserlerinden bahsederken farklı isimler de vermektedirler. Söz gelimi MesOdi bir münasebetle "Kitabü's-Siyaseti'ı- Medeniyye" diye Eflatun'a bir kitap atfetmektedir. (8) Bu ifade ise, Eflatun'un siyaset alanında yazdığı; Kanunlar, Devlet, Devlet Adamı adını taşıyan üç eserin ayn ayrı her birine karşılık olabilir ve burada hangisinin kasdedildiğini anlamak imUnı yoktur. Demek oluyor ki burada birçok kanşıklıkların yapıldığı muhakkaktır.

Her şeye rağmen butada kaynaklanmıZIn çoğunun, sözünü ettiği.eser, Eflatun'un en hacimlf eseri bulunan Kanunlar isimli kitabıdır ..

Batı'da D. Laerce, Eflatun'a aid kitaplar arasında Kanunlar'ı, kendi kaynağı olan Thrasylle'in listesine dayanarak zikretmektedir. (9) Kaynak, eserin oniki bÖlümden meydana' geldiğini belirtmektedir LO

Modern araştırmalarda bu esere farklı açılardan bakılmaktadır. Söz gelimi E. Modern araştırmalarda bu esere farklı açılardan bakılmak'adı. Söz gelimi E. Zeller ve L. Robin onu sıhhatli eserler içinde sayarlar. (1 i) K. Vorlaender, Aristotales'in şeMdetine mazhar oldu diye onu sıhhatli eserler listesinin başına koyar. (12) E. Brehier ise onun, Eflatun'un sağlığında tamamlanmadan kaldığım ve Eflatun'un ölüinünden sonra neşredilmiş bulunduğunu söyler. (13)

S· İbn Cülcül TabaUt, 12.. 6- İbnı1'n-Nedtm Fihrist, 246. ......... '1 Mü.ntehab, 7a Şehristani, cl·Milel, III/S FArabi, Felsefetü Emuun, 21 7- İbn Ebi Usaybia, UyUn, 1/53 8. MesUdt, Mürücü'z-Zeheb, 1/297, II/1S9 . 9- D; La~rce, des Philosophes, 1/179, IS2 10- D. La.erce, des Philosophes, 1/181 11- E. Zeller, Histoıy, 137 L. Robin, La Pensee, 216·217 12- K. Vorlaender, F. Tllıihi, 1/109 B~ B. Brehier, Histoir-e, 1/89 t16 Büyük bir ihtimalle eser, daha doğrusu iri gövdesinin büyük 'kısmı, Eflatun'a iHd bulunmaktadır ve kaynaklarımızın dikkatini, şöhretine uygun bir tarzda, üzerine çekmiş ve kendi adından bolca bahsettirmiş görünmektedir. KaynakIanIDJza fazlaca malzeme sa@amış gibi görünen bu eseriu muhteva olarak bilinip bilinmediğini, biliniyorsa bilinişin ne derece oduğunu anlamak için kaynakların onun hakkındaki ifadelerine biraz daha yakından bakmak icab ediyor.

Kaynaklanmız, ismini çokca zikrettikleri gibi Kanunlar'm muhtevasına da pek geniş yer aymr ve "onun' içinden" kaydı ile pek çok şey naklederler. İbn eülcül;

"EfIatun, Kanunlar'mda Asklepios ile ilgili bazı hikayeler anlatır," der ve bunları eserine kaydeder. (14) Ayrıca kaynağımız bu hikayeleri akla uygun bulduğunu da belirtir. (15) Kanunların kaç bölüm olduğunu (isabetli bir tarzda) belirten kaynağımız üsaybia da Kanunlar'da Asklepios'dan, onun keşif ve kerli~ metlerinden bahsedildiğini söyler. (16)

Kanunlar'ın fikir yönüne temas eden Şehristan), orada şu fikirlerin açıklandığını belirtir: Eşya, kendisini meydana getiren bir yapıcmın (Tann'nın) varlığına delalet etmektedir. Tanrı'nın bilgisi, dedüksiyon, endüksiyon... gibi metodlara, örnek,benzer... gibi vasıtalara dayanmayan bir bilgidir. Tanrı, alemi nizamsız1ıktan nizama ibda eyledi. Mürekkep olan herşey, çözülüp yok olmaya mahkumdur. Aıemin başlangıcında zaman yoktur. O, başka bir şeyden ibda edilmiş de değildir. (17)

Şimdi, Kanunlar isimli dialogun muhtevası ile ilgili plarak verilen bu bilgiler' üzerine biraz eğilirsek şunları görürüz: Burada Asklepios motifi kaynaklarımızın fazlaca ilgisini çekmiş bulunuyor. Eflatun, gerçekten Asklepios'dan sık sık söz eder. (l8) Şu var ki, dip notlardan da anlaşılacağı üzere, Eflatun'un AskIepios ile ilgili fikir ve sözleri Kanun}ar'da değil, öteki eserlerindedir. Hatta, işin garip tarafı da odur ki Efliitun, Kanunlar isimli kitabında Asklepios'dan hiç söz etmez. 0, Asklepios ismini bu eserinde bir kerecik bile anmış değildir. Buradan, kaynaklanınızın, Kanunlar bir yana, Eflatun'un içinde Asklepios'dari bahsettiği öteki dialoglarını da nasıl ve ne derece tanıdıkları hakkında kolayca bir hüküm çıkarılabilir.

14- İbn eülcül, Tabakat, 12 15- İbn Cülcül, TabakAı, 12 16· üsaybia, UyOn, 1/16 17· ŞehristAnı, el-MüeI, II1/5 ]8· Eflatun, Republique, Ill/405 d-e 4000, 408a<, Xj599c , Phaidros, 270c , Protagoras, 311b , Banquet, 186e • İon, 530a 117' Ayrıca,_ ışin daha dikkat çekici yanı şu ki; kaynaklarımlZln Eflltun'a atietıtığt bu türlü Asklepios hikiiyeleri, EHiitun'un Asklepios'dan bahsettiğj öteki eserlerinde de yoktur. Şu halde kaynaklarımızın naklettiği bu hikayelerin kaynağı Kanunlar dialagu olamıyacağı gibi, Eftatun'un başka bir dialogu da olamaz. Kısacası bu hikayelerin kaynağı EHatun olamaz.

Meselemiz bu hika"yelerin kaynagmı bulmak olmadığına göre, bir daha belirteHm ki burada bizim için ortaya çıkan netice şudur: Bu hikayeleri Eflatun'a atfe-_ den Jaynaklarımız, anlaşılıyor ki, Efliitun'un ne Kanunlar'ını, ne de öteki dialog- !arını tanımaktadırlar. Şu halde Eflatun'a isnadedilen bu hikayeleri kaynaklarıffiJZ başka kaynaklardan; "EHatun'dan naklediyon.iz" diyen kaynaklardan almış ve dolayısiyle onların gerçek olmayan sözlerine kanmış bulunmaktadırlar. Öy- -leyse hata, kaynaklarımızın kaynaklarında aranmalıdır. Ne var ki; bu hatayı başkalarına yüklemek, kaynaklarımlZln Efliitun'u ve eserlerini iyi ve do~u olarak tanımatarma yardımcı olamaz.

Şehristanl'nin, yukarda temas ettiğimiz fikirlerine gelince: Kanunlar dialogu ile ilgili olarak bunların daha do~U' ve isabetli olduğunu belirtmeliyiz. Kanunlar dialogu, gerçekten de, şehir hayatıınn, :ferd ve cemiyet olarak, kilidelerini ta'yin ve tesbit etmeyi hedef almış bulunmaktadır. Bu hedefe uygun olarak da EfUHun, içtimaı bir müessese olarak dinden, dinı tavır ve hareketlerden de bahseder. Söz gelimi insanın v~felerinin ta'yin ve tesbit edildiği _sırada insamn Tanrı'ya, daha doğrusu tanrılara karşı vazifeleri (lV/7l6c...) gösterilir. Yine içtimaı bir tavır olarak suçlardan _söz edilirken tanrıların varlığını inkar suçları (X/885e ...) tahlil edilir. Bu mesele Eflatun'u, meselenin tabil seyri içinde, tanrıların varlığını inkar edenleri redde (XI888d...) ve tanrıların varlığını isbiita (Xf89l b...) sevkeder. İşte bu arada EfHirun, eşyanİn terkibinden, onun çözülüp bozulmasından ve onu meydana getirici üst (metafizik) sebebIerden söz eder. Bunlar da bizi, Şehristani'­ nin bu mevzudaki nakillerinin doğru oldu~ hükmüne götürür. Ancak, Şehristani'nin naklindeki; Allah'ın selb yoıuyıa; örneksiz ve benzersiz olarak bilmesi, O'nun alemi nizamsızlıktan niziima sokması.. gibi fikir ve ifadeleri çeşitli tefsirJere yol açan şeylerdir. Mesela, "ibdii" kavramı ile "nizamsızlıktan nizama sokma" hükmü, bizzat kendi aralarında tezad teşkil ederler. Ayrıca, Eflatun burada (hatta öteki eserlerinde de) Tanrı ta'birinden ziyade sık sık "tanrılar" ta'birini kullanır. Bu da bizi Şehristanl'nin bu birkaç umumi hükmünün Kanunlarane kadar uyabileceği, daha doğrusu bunların doğrudan doğruya Kanunlar'dan alınmış olup olamıyacağı husüsunda şüphelere sevketmektedir. Aslında bu birkaç hüküm de Kanunlar'Iİl muhtevasının binde birini bile teşkil etmez.

Görülüyor ki Kanunlar'ın muhtevası ile ilgili olaıak kaynak1arımızda nakil ve if§de edilen bilgiler, büyük bir yekun tutan bilgiler değildir. Aksine, bu büyük eserin kıyısından, köşesinden koparılıp alınmış birkaç parçadan, bölük börçük şeylerden ibarettir. Üstelik bunları~ isnll.dedildikleri kitabın _aslma uygunluk118 ları ve doğrudan doğruya oradan alıninı~ bulundukları da söylenemez. Bir ktsınl'~ nın ise Kanunlar'da bulunmadığı kesindir.

Şuhalde, "İslam kaynakları Kanunlar dialogundan söz ediyor, onun adını sık sık anıyor" tarzmdaki bir görünüşe kapılarak bu eserin İslim Dünyisında tam olarak tanindığı ve burada büyük akisler uyandırdığı hükmüne varmak, böyle bir sonuç çıkarmak ne derece y,ennde ve isabetli olur? İşte, bize. göre, bu metod, yalnız Eflitun'un değil, te'sirinden söz edilen her filozofun ve hatta her ilim adamının bütün eserlerine tatbik edilmelidir. Bu mevzuda, bu yolla ancak doğru ve kesin sonuçlara varılabilir.

Bu bölük börç-ük iktibaslann dışında acaba, İslam Dünyasında, Kanunlar <;ii-- alogunu daha geniş çapta bilen ve tanıyan kimse :yok mudur? Aşağıda incelemesini sunacağınuz Faribı'nin "Kanunların Özeti" ismİni taşıyan bu eseri, bu sorunun cevabını teskil edecektir.

Parabı, Eflatun'a aid eserlerin büyük çoğunlugu üzerinde söz söylemiş, on- _ ların mevzfılannı belirtmiş, hangi hedefe yöneldiklerini, neyi ortaya koymak istediklerini açıklamış bulunaktadır. (19) Bu e~er1er hakkındaki söı;Ieri , gerek hacim, gerekse muhteva i'tibariyle birbirinden farklıdır. Bunlar arasında sadece bir iki cümle ile ismini zikrettikleri. vardır. O' bunlar içinde en geniş yeri "Kanunlar"a ayırrruş bulunmaktadır. Dolayısiyle Eflatun'un Kanunlar'ı haklunda kaynaklanmızın bize en geniş ve en isabetli bilgi vereni Faribi olmakta ve böylece de Ga.zzali'nin; "Eski filozofların görüş ve düşüncelerini bize en iyi ve en isabetli bir tarzda intikal ettirenlerden biri Farabi'dir. " (20) hükmünü doğrular bulunmaktadır. E· ğer, durum gerçekten böyleyse; Faribi, Batı'yı çok iyi biliyorsa, nasıl olup da o, Enitun ile Aristo'yu aynı kalıp içinde görmeye kalkışmıştır? Bu sorunun bir yönüne yukarda temas etmiş ve "bu, düşünce adamlarımızIn hakikate bakış açısı ile ilgili~ir." demiştik . .Bunun ikinci yönü ise şudur: Farabi, gerçekten o devirlerde Batıyı bilenlerin en iyisidir. Ancak bu hüküm" o devirlere göre düşünülmeli ve bundan; "Farnbi, Batıyı tam ve eksiksiz olarak biliyordu" neticesi çıkarılmamalıdır. İşte, incelemesini sunacağımız bu eser bize bu konuda ışık tutacak, meselenin nasıl değerlendirileceği hakkında ip uçları verecektir.

Zira, "Kanunların Özeti" Farabi'nin,_ Enatun ile ilgili olarak kaleme aldığı eserlerin en hacimlisi ve dolayısiyle Eflitun'un eserleri -ıçinde Kanunlar, bize göre, Farabi'nin en iyi bildiği, muhtevasına en geniş tarzda vakıf bulunduğu bir eserdir.

Firabi, Enitun'un Kanunlar dialogu ile ilgıli olarak kaleme aldığı ve "Kanunların Özeti-Telhısü'n-Nevamis"ismini Verdiği bu eserde, kendisinin Emitun'u nasıl anladığını belirterek; "Emtun, fikirlerini yer yer sembollerle anlatmış 01- 19~ Farabi, Felsefetü EniHUD. , 20- Ga.zzaıı (Ebu Hamld), TebAfül, 77 119 malda birlİkte, zaman zaman da açık ifadeler kullanmıştır. " diyor. (21) Ancak, kendisi Efliitun'un hangi iradelerini açık ve dı~ maniilan içinde aldı~n1, hangilerine sembolik ifadeler olarak baktığını ve bu tarzda değerlendirdiğini belirtmeden ve fakat her iki metodu da bir arada ve aynı zamanda kullanarak Kanunlar'ı özetlemiş bulunmaktadır.

Bu özetten anlaşıldığına göre Kaı:ı,unlar dialogunu Faribi bizzat görmüş, okumuş, değerlendirmesini de doğrudan doğruya 'yapmış bulunmaktadır. Ne yazık ki burada Farabi'nin elindeki metinlerin hangi dilde olduğunu bilmiyoruz. O, grekçeten mi, yoksa latince tercümelerinden mi faydaIanmıştır, bu bizim meçhfılümüzdür. Kendisi de bu hususta herhangi bir ima ve işarette bulunmamıştır. Fariibi'nin buradaki nakilleri ile elimizdeki modern baskılı Kanunlar'm iiadeleri birbirlerine,'yer yer büyük öIçüde, paraIel düşmektedir. Ni.tekim Farabi; "0 kitap bize intikal etti. Elimize aldık, sahifelerini çevirdik, üzerinde düşündük.

Görebildiğimiz, anlayabildiğimiz kadar mana çıkardık...." demektedir. (22) Şu var ki, bilindiği gibi, Eflatun'un Kanunlar'ı oniki bölümden (kitaptan) meydana gelmiştir. Farabi ise dokuz böIüm (kitap) ele alıp özetlemiş bulunmaktadır. Öyleyse Faribi, eserin geri kalan üç kitabını görmemiştir. Zaten Fariibi de meseIenin az çok farkındadır ve bu hususta şüphe içinde görünmektedir; " ...bu eserden nüshaIarı elimize geçmiyen bölümleri kalmıştır. Eserde yer alan bölümlerin sayısı hakkında görüş ayrılıkları vardır. Bazıları bunların on, diğer bazıları ise ondört olduğunu iddia etmişlerdir. Ancak dile getirdiklerimizin dışında elimize geçen başka bölüm yoktur. demektedir. (23)

Görülüyor ki Fiiriibi şüphededir ve özetini verdiği kitabın kaç bölümden meydana geldiğini, kesinlikle bilmemektedir.

Ayrica ve çok dikkate değer bir başka nokta daha vardır. Şöyle ki: Fa.rabi'· nin buradaki özetinde "Yedinci Bölüm" olarak verdiği kısmın, tabii olarak, bugün elimizde bulunan Kanunlar dialogunun yedinci böIümünün karşılığı olması gerekir. Oysa, burada Farabi'nin özet olarak verdiği fikirlerden bir teki bile, karşılığı olması gereken Kanular'm yedinci bölümünde mevcild değildir. Buradaki ayrılığın sebebi; "İfadelerIn sembolik olarak değerlendirilmiş olmasıdır." denemez. Çünkü, iki kaynağın, aynı sayıyı ünvan olarak almış bulunan iki bölümü, işledikleri menu bakımından birbirinden tamamiyle ayrıdır. Farabi'nin özeti;

. kanun sahiplerinin gerçekleştirmesi gereken tezkirelerden,tezkireIerin ortaya ÇıkıŞ tarzından ve zamanından, kanunun değişme özelliğinden söz eder . Kanun ve tezkire1erin ifadeleri üzerinde durur. Mana ve muhteva itibariyle ifiidelerin uslübundan ve burada kullanılacak kelimelerin mahiyetinden, kanunları 21- Ffu"~bl, Kanunların Özeti, 4 (10-21) 22· Ffırabi. Kanunlarııı Özeti, 43 (5-10) 23- ndi.bi, Kanunların Özeti, 43 (l0-13) 120 İnsanlara güzel göstermenin yollarından, metin ve tezkirelerin muhafaza edilmesinden ve bunun zarfuetinden, yeni gelçn bir kanun adamının eskiye karşı takınması gereken tavrın mahiyetinden, kanunun değisebilir özelliği ile kanunlarm tabii ve değişmez taraflarından bahseder. (24)

Buna karşılık, modern neşriyle elimizde bulunan ve yirminci asrın süzgecinden geçmiş olan KANUNLAR'ın yedinci bölümünde ise; bir anne ve bir babadan doğan çocuklar ve onların terbiye edilip yetiştirilmesine aid (V1lf788a) meseleler ele alınır. Halkın gözünden kaçan ufak tefek şeylerle kanun sahiplerinin ilgilendiği kü~ çük hAdiselerin ahıik üzerinde kötü te'sir yapacağı, dolayısiyle bunun devletler için kötü durumlar' yaratacağı; bir yandan suç yollarının açılmasına, öte yandan da kanunların bozulmasına sebep olacağı (VII/788b) noktasından hareketle bunun bir ruh ve beden terbiyesini zarfui kıldığı (VII/788c) belirtilerek çocuk terbiyesi üzerinde durulur. Bunun önce bedenle ilgili olanları (VIl/788d), daha sonra da ruhu alakadar edenleri (VII/790a...) gözden geçirilir. Dört ila 'yedi yaş arasındaki kız ve erkek çocukların durumu (VII/793d...), yedi yaşındaki kız ve oğlan çocuklarının farklı olacak öğrenimieri (VIl/794c...), incelenir. Eğitim ve terbiyeye tesirleri açı~ smdan korolara (VII/800b....), şairlere (VII/80Ia), kaside ve ilahilere (VII/801 e...), kadın ve, erkeğe has olan müziğe (VIl/820d...), ferdin günlük hayatına (VII/806 d...) zihnin geliştirilmesi için verilmesi gerekli olan ilimiere (VII/817d...) uzanan bahisler, av meseleleri (VII/822d) ile son bulur. Görülüyor ki elimiıdeki modern neşirIi Kanunlar'm,yedinci bölümü jle Farabi'nin bize Kanunların Özeti olarak verdiği bilgiler arasında bir benzerlik, bir yakınlık bulunmamaktadır. Ayrıca, Fiirabi'nin burada bize naklettiği f.ücirler, Kanu.nlar'ın yedinci bölümü bir yana, öteki bölümlerinde ve haWi'Ellatun'a aid eserlerin herhangi birinin herhangi bir yerinde de mevcud değildir. Şu halde akla gelecek tek ihtimal, kanaatimizce, şudur: Farabi, ne olduğu ve kime Md bulunduğu bilinmeyen birrisaleyi, Kanunlar'm yedinci bölümü sanmış ve bunu aslının yerine' koyup özetliyerek sunmuş, daha doğrusu kendisine yanlış olarak intikal etmiş bulunan böyle bir risaleyi, seçip ayıklama imkanı bulamıyarak hatayı aynı şekilde kendi okuyucusuna aktanruş bulunmaktadır.

Sonuç şu ki: Fa.rabi, oniki bölümden teşekkül etmiş olan Kanunlar dialogunu, verdi~i özete göre, dokuz bölümünü tanımış ve görmüştür. Son uç bölüm ise eline geçmemiştir. Yedinci !>ölümün yerine, karşılığı olmayan, başka bir risale koymuş oldu~undan kitabın' yedinci bölümünün aslı da tanınmamış ve böylece eserin dört bölümü Farabi'nin meçhU1ü kalmış, dolayısiyle de o, oniki bölümlük kitabın sekiz bölümünü (2/3'ünü) tanımış, geri kalan dört bölümden (1/3 ünden) habersiz kalmış bulunmaktadır. 24- FAIdbı, Kanunların Özeti, 34-36 121 Yukarda da belirttiğimiz gibi Fanlbı; kitabı bize özet olarak vermekte ve kendine göre seçimler yaparak bölümler içinde; (başta, ortad~, sonda...) bu1un~m bir . çok fikirleri atma-kta ve atlamaktadır. Dolayısiyle burada şöyle bir soru ortaya çıkmaktadır: Farilbi'nin atladığı fikirler, gerçektep onun lüzum ve ihtiyaç duymadan atlayıp attığı fikirler midir? Yoksa, asıl metin elinde bulunmadığı için bize "atIanmış" intihatnı veren fikirlermidir? Buna kesin olarak cevap vermek imkanına sahip değiliz.

Daha önce de belirtiğimiz gibi ilim ve düştince adamla,nmız içinde Batı'yı en iyi bilenlerin başında Farabi gelmektedir. Farabı ise Eflatun'a aid eseder arasında en geniş yeri Kanunlara vermiş, buna ayrı bir eser tahsis ederek onu bize geniş bir özet halinde intikal ettirmiş bulunmaktadır. Batı'yı en iyi bilen fikir adamlarımızın en iyi bildiği ve bizzat kendisi "onun tamamını aktarıyorum'" diyerek bize intikal ettirdiği bir ~er, asıl eserin onikide sekizini, başka brr ifadeyle üçte ikisini teşkil etmektedir. Öyleyse hemen akla şu soru geliyor: Acaba, yine bizzat Farabi'nin "Efla)tun'un" diyerek bize bir iki cümle ile tanıttığı öteki eserler hakkında kendisinin gerçek bilgisi nedir? Yani o, "tam" dediği eserin ancak üçte ikisini tanıyorsa, "tam" demediği eserin kaçta kaçını tanımaktadır? Ya bu eserler karşısında Farabi'ye. kıyasla, öteki kaynaklanmıZIn durumu nicedir? Farabi'nin Batı karşısındaki bu durumu, Batı'dan söz eden diğer ilim ve fikir adamlarımızia karşı]aştınhrsa ortaya çıkacak durum ve nisbet ne ohir?

İşte Batı (Yunan) Felsefesinin İslam Felsefesi üzerindeki te'sirini; bu te'sirjnin dozunu ölçmenin ve anlamanın sağlam ve şaşmaz bir ölçüsünü, sanınz, vermiş bulunuyoruz. 122

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.