Yenişehir Wiki
Advertisement
  • Elmalı orijinal tefsirinde Tevbe suresinin son iki ayeti : Sesli tefsir [1]

TEVBE SURESİ SON 2 AYETİ

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Bismillâhir rahmânir rahîm

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ

Lekad câekum resûlun min enfusikum azîz(azîzun), aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bil mu’minîne raûfun rahîm(rahîmun).

فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

Fe in tevellev fe kul hasbiyallâh(hasbiyallâhu), lâ ilâhe illâ hûve, aleyhi tevekkeltu ve huve rabbul arşil azîm(azîmi).

9/128 . 9/129

🌹🌹🌹

Azizun Aleyhi ma anittum.
O PEYGAMBER Bilemeyeceğiniz Kadar AZİZDİR .
SİZİN ZORLANMALARINIZ ONA AĞIR GELİR/GELİYOR

Harisun aleyküm. لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ Lekad câekum resûlun min enfusikum azîz(azîzun), aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bil mu’minîne raûfun rahîm(rahîmun). SİZİN ÜZERİNİZE O ÇOK HARİSTİR , ÜZERİNİZE TİTRER

Tevbe suresinin son iki ayetin hat resmi


İçindekiler

Meşhur Karilerin Tevbe suresin son iki ayetini TİLAVETİ[]

  • Tuhi:

https://soundcloud.com/tukhi-forumegypt-net/at-tawba_an-najm_al-muzzammil

Tevbe_suresi_128_129

Tevbe suresi 128 129

A426_Tevbe_Suresi_Son_Ayetlerin_Kısa_Açıklaması_Ahmet_Tomor-2

A426 Tevbe Suresi Son Ayetlerin Kısa Açıklaması Ahmet Tomor-2

Okuyanın_dünya_ve_âhiret_işine_Allâh_kâfi_gelir_-_Cübbeli_Ahmet_Hocaefendi_Lâlegül_TV-2

Okuyanın dünya ve âhiret işine Allâh kâfi gelir - Cübbeli Ahmet Hocaefendi Lâlegül TV-2

Minşevi_Tevbe_suresinin_son_iki_ayetini_muhteşem_tilavet_ediyor._Dinleyiniz....

Minşevi Tevbe suresinin son iki ayetini muhteşem tilavet ediyor. Dinleyiniz....

Minşevi Tevbe son iki ayet 128 129

لقد_جاءكم_رسول_من_أنفسكم_عزيز_عليه_ما_عنتم_حريص_عليكم_بالمؤمنين_رءوف_رحيم_-_أواخر_سورة_التوبة

لقد جاءكم رسول من أنفسكم عزيز عليه ما عنتم حريص عليكم بالمؤمنين رءوف رحيم - أواخر سورة التوبة

Her_Sıkıntıyı_Gideren_Tevbe_Suresi_129.ayeti..

Her Sıkıntıyı Gideren Tevbe Suresi 129.ayeti..

Ebu Derda radiyallâhü anh demiştir ki, “Her kim sabah ve akşam yedi kere okursa Allah Teâlâ´nın emniyetinde olur. Hasbünallah... İle başlayan dualar bir nevi sigorta demektir. Bu sebeple inanarak ve içten okunmalıdır. Hasbiyellahü la ilahe illa hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azıym “(Eğer aldırmazlarsa deki): bana Allah Teâlâ yetişir O´ndan başka ilâh yoktur, ben O´na dayanmaktayım; O büyük Arşın sahibidir.” Allah yetişir ayetlerinin toplu olarak bulunduğu Nusret ve Galebe Duası

Tevbe suresi son iki ayetinin MEALİ[]

D Tevbe Tevbekâr Taib Tevvab


9. Tevbe Suresi . Tevbe suresi Besmelesiz sure . Diplomasi suresi. Ultimatom suresi. Tevbe suresinin son iki ayeti .
Tevbe Suresi/Elmalı Orijinal
Tevbe Suresi/Elmalı sadeleştirilmiş
HDKD/Tevbe
Tevbe Suresi/Elmalı Orijinal
Dosya:9-Tevbe.pdf
Tevbe Süresi/VİDEO Tevbe Süresi/MP3 Tevbe Süresi/Meal okumaları Tevbe Süresi/Tefsir okumaları Tevbe Süresi/TEFSİRLER Tevbe Süresi/MEALLER Tevbe Süresi/VİDEO MEAL Tevbe Süresi/YOUTUBE Tevbe Süresi/SÖZLER Tevbe Süresi/HATLAR Tevbe Suresi/HADİSLER
Tevbe Suresi/1-6 Tevbe Suresi/7-16 Tevbe Suresi/17-24 Tevbe Suresi/25-29 Tevbe Suresi/30-37 Tevbe Suresi/38-42 Tevbe Suresi/43-59 Tevbe Suresi/60-66 Tevbe Suresi/67-72 Tevbe Suresi/73-80 Tevbe Suresi/81-89 Tevbe Suresi/90-99 Tevbe Suresi/100-110 Tevbe Suresi/111-118 Tevbe Suresi/119-122 Tevbe Suresi/123-129 Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: “Kur'ân-ı kerîm bana âyet âyet, harf harf nâzil oldu. Ancak, Tevbe ve İhlâs sûreleri hâriç. Bunlar bana 70 bin melekle berâber nâzil oldu.”
Hadislerde Enfal ve Tevbe suresini okumanın fazileti: “Enfâl ve Tevbe sûrelerini okuyan kimseye şefâ'atçiyim ve o kimsenin münâfıklıktan uzak olduğuna şehâdet ederim.”
Hadislerde 7 kere okunması ve Allah'ın o kuluna kafi olması: “Her kim Tevbe sûresinin son âyetini, sabah ve akşam 7/ yedişer defa okursa, Allahü teâlâ bütün işlerinde o kuluna kâfi gelir.”
Şablon:Tevbe

من_سورة_التحريم_للشيخ_منصور_السالمي_"يا_ايها_الذين_امنوا_توبوا_الى_الله_توبة_نصوحا"

من سورة التحريم للشيخ منصور السالمي "يا ايها الذين امنوا توبوا الى الله توبة نصوحا"

لقد_جاءكم_رسول_من_أنفسكم_عزيز_عليه_ما_عنتم_حريص_عليكم_بالمؤمنين_رءوف_رحيم

لقد جاءكم رسول من أنفسكم عزيز عليه ما عنتم حريص عليكم بالمؤمنين رءوف رحيم

لقد جاءكم رسول من أنفسكم عزيز عليه ما عنتم حريص عليكم بالمؤمنين رءوف رحيم

Risale-i_Nur_Külliyatı-Dördüncü_Şûa_-_Hasbünallahu_ve_ni'mel_vekil...-2

Risale-i Nur Külliyatı-Dördüncü Şûa - Hasbünallahu ve ni'mel vekil...-2

DÖRDÜNCÜ ŞUÂ. Hasbunallah . Tevbe suresinin son iki ayeti

D.


4.Şua
4.Şuâ
4.şua
4.şuâ
4. Şua.
4. Şuâ.
4. şua.
4. şuâ.
Dördüncü Şua.
Dördüncü Şuâ.
Dördüncü şua.
Dördüncü şuâ.
DÖRDÜNCÜ ŞUA
DÖRDÜNCÜ ŞUÂ

ŞUÂLAR

Ayet-i hasbiye
Hasbi.
Hasbihal
Hasbunallah
Allah bize yeter
Allah bize yetişir
Hasbunallahu ve ni'mel vekil
Tevbe suresinin son iki ayeti
Ondördüncü rica
RNK/Hasbi
Yirmi İkinci Lem'a وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللهِ فَهُوَ حَسْبُهُ اِنَّ اللهَ بَالِغُ اَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا

İçindekiler
1 Dördüncü Şuâ
1.1 Birinci Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye
1.2 İkinci Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye
1.3 Üçüncü Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye
1.4 Dördüncü Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye
1.5 Beşinci Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye
1.5.1 Birinci Mesele
1.5.2 İkinci Mesele
1.5.3 Üçüncü Mesele
1.5.3.1 Birinci Vecih
1.5.3.2 İkinci Vecih
1.5.3.3 Üçüncü Vecih
1.5.4 Dördüncü Mesele
1.6 Altıncı Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye
1.6.1 Birinci Bürhan
1.6.2 İkinci Bürhan’ın beş noktası var
1.6.2.1 Birinci Nokta
1.6.2.2 İkinci Nokta
1.6.2.3 Üçüncü Nokta
1.6.2.4 Dördüncü Nokta
1.6.2.5 Beşinci Nokta
1.6.3 Üçüncü Bürhan’ın üç nüktesi var
1.6.3.1 Birinci Nükte
1.6.3.2 İkinci Nükte
1.6.3.3 Üçüncü Nükte
2 Elbâb-ül Hâmis

Bir zaman ehl-i dünya beni her şeyden tecrit ettiklerinden beş çeşit gurbetlere düşmüştüm. Ve ihtiyarlık zamanımda kısmen teessürattan gelen beş nevi hastalıklara giriftar olmuştum. Sıkıntıdan gelen bir gafletle, Risale-i Nur’un teselli verici ve meded edici envarına bakmayarak, doğrudan doğruya kalbime baktım ve ruhumu aradım. Gördüm ki gayet kuvvetli bir aşk-ı beka ve şedit bir muhabbet-i vücud ve büyük bir iştiyak-ı hayat ve hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr, bende hükmediyorlar. Halbuki müthiş bir fena, o bekayı söndürüyor. O haletimde, yanık bir şairin dediği gibi dedim: Dil bekası, Hak fenası istedi mülk-ü tenim
Bir devasız derde düştüm, âh ki Lokman bîhaber. Meyusane başımı eğdim; birden حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكٖيلُ âyeti imdadıma geldi, dedi: “Beni dikkatle oku.” Ben günde beş yüz defa okudum.

9/128- Andolsun ki; size, sizin içinizden azîz bir Resûl geldi. Sizin üzüldüğünüz şey, O'na ağır gelir (O'nu üzer). Size çok düşkün, mü'minlere şefkatli ve merhametlidir.

9/129- Bundan sonra eğer onlar dönerlerse, o zaman onlara şöyle de: “Bana, Allah yeter (kâfidir), O'ndan başka ilâh yoktur. Ben, Allah'a tevekkül ettim (güvendim). Ve O, azîm arşın Rabbidir.

Elmalı Hamdi Yazır MEALİ ( "Allah bana yeter" demiyor, "ALLAH BANA YETİŞİR"... diyor)[]

9/128.

Şanım hakkı için size bir RESUL GELDİ Kİ:

KENDİNİZDEN,

gayet IZZETLİ,

ZORLANMANIZ ONA AĞIR GELİYOR,

üstünüze HIRS ile titriyor,

MÜ'MİNLERE RAÛF, RAHÎMDİR

9/129.

Eğer aldırmazlarsa deki:

"Bana Allah YETİŞİR

ondan başka ilâh yoktur,

ben ona dayanmaktayım

ve

O,

O BÜYÜK ARŞIN SAHİBİDİR"

Tevbe suresinin son iki ayetinin FAZİLETLERİ[]

Tevbe suresinin son iki ayetinin Beş vakit namazın ardından OKUNMASI[]

- Beş vakit namazların ardından okuyan Efendimiz'in (s.a.s) övgüsünü kazanır.

- Okuyanlar göçük altında kalarak yanarak demir darbesiyle ölmez.

- Bu ayetleri okuyan okuduğu gün ölmez. 7 defa sabah akşam okumak tavsiye edilir. ölecek ise o gün okumak nasip olmaz.

Ayetlerle ilgili HADİSLER[]

Resulullah (S.A.V.) buyuruyor ki:

Kim bulunduğu günde Tevbe suresinin sonundaki iki ayeti okursa,o gün ölmez. Başka bir rivayette ise O gün öldürülmez.Diğer bir rivayette O gün ne öldürülür, ne de madeni bir aletle yaralanır. Geceleyin de okusa yine böyledir. Tavsiye edilen sabah ve akşam okunmasıdır.

Hastalıkta okunması[]

Salihlerden bir kısmı bu hadisi hatırlayarak hastalandıkları veya kendilerini böyle sandıkları zaman okumuşlardır.Yetmiş yaşında bulunurken bu ayetlere devam ettikleri için yüz,yüz yirmi yaş yaşamışlardır.Allah onların ruhunu almak istediğinde,rüyalarında Peygamber (S.A.V) Efendimizi görürler Peygamber (S.A.V.) onlara Bizden daha ne kadar kaçacaksın?!diyerek uyarıda bulunur.Bunun üzerine onlar da iki ayeti okumayı terk ederler ve böylece ölürler.

Kenz-ül Havas: Okuyan Lütuf ve inayete Mazhar olur[]

- Kenz’ül Havas’ın yazarı Seyyid Süleymanel-Hüseyni şöyle yazmış:

Her gün yedi defa bu ayeti okuyan kimse Cenab-ı Hakk’ın dünya ve ahirette lütuf ve inayetine mazhar olur.

Her zorluktan kurtulur.

Meşru olan her isteğine kavuşur.
-Her kim güneş doğmadan önce Tövbe suresinin 128-129 ayetleri 10 kere okursa, hastalığına bi-iznillah şifa olur.

Hadis-i şeriflerde Tevbe ve ihlas suresinin İNZALİ[]

-Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Kur'ân-ı kerîm bana âyet âyet, harf harf nâzil oldu. Ancak, Tevbe ve İhlâs sûreleri hâriç. Bunlar bana 70 bin melekle berâber nâzil oldu.”

Hadislerde Enfal ve Tevbe suresini okumanın FAZİLETİ[]

“Enfâl ve Tevbe sûrelerini okuyan kimseye şefâ'atçiyim ve o kimsenin münâfıklıktan uzak olduğuna şehâdet ederim.”

Hadislerde 7 kere okunması ve Allah'ın o kuluna kafi olması[]

“Her kim Tevbe sûresinin son âyetini, sabah ve akşam 7/ yedişer defa okursa, Allahü teâlâ bütün işlerinde o kuluna kâfi gelir.”

İmam Gazali ve bu ayetlerin Cumartesi okunması meselesi[]

- İmam Gazali'den Bazı Rivayetlere Göre:

Bu Ayetleri Okuyanların Ömrü Uzar, Belalardan Korununur, Rızkı Genişler.

"Cumartesi günü Tevbe Suresi 'nin 129.Ayetini 1900 adet okuyanın dileği gerçek olur" ... 🌹🌹🌹

Muhammed Hamdi Yazır TEFSİRİ[]

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Bismillâhir rahmânir rahîm

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ

Lekad câekum resûlun min enfusikum azîz(azîzun), aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bil mu’minîne raûfun rahîm(rahîmun).

فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

Fe in tevellev fe kul hasbiyallâh(hasbiyallâhu), lâ ilâhe illâ hûve, aleyhi tevekkeltu ve huve rabbul arşil azîm(azîmi).

Elmalılının Meali Şerifi[]

Şanım hakkı için size bir Resul geldi ki:

kendinizden,

gayet ızzetli,

zorlanmanız ona ağır geliyor,

üstünüze hırs ile titriyor, mü'minlere raûf, rahîmdir

128 Eğer aldırmazlarsa deki:

Bana Allah yetişir ondan başka ilâh yoktur, ben ona dayanmaktayım ve O, o büyük Arşın sahibidir 1

Elmalı Hamdi Yazır'ın Ayeti Tefsiri[]

128.[]

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ - LE KAD CAEKÜM RESULUN

Kasem olsun ki size hakikaten bir Resul geldi

مِّنْ أَنفُسِكُمْ - MİN ENFUSİKUM

bir Resul ki kendinizden -kendi cinsinizden,

Melek değil Beşerden,

Aslı ve nesebi ma'lûm Arabî, Kureşî, ehli haremden

عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ - AZİZUN, ALEYHİ MA ANİTTUM

sizin sıkılmanız gücüne gider.

- Ya'ni azâb görmeniz şöyle dursun zahmet çekmeniz bile onu son derece müteessir eder.

Yahûd sizi sıkan, zorunuza giden şeyler hasbelbeşeriyye onu da müteessir eder,

Onun şedaidi iktihamı (şiddetleri gögüslemesi), müteessir olmadığından değil, risaletindendir.

Bu tefsirlere göre cümlenin mecmuu bir sıfattır.

Fakat İbni Kuşeyrînin muhtarına göre

«Azîz»

bir sıfat,

« HARÎS »

de diğer bir sıfattır.

Buna işareten ba'zı Mushaflarda «azîz» üzerine bir «cim» secavendi konulmuştur ki bunda daha fazla bir ma'nâ vardır.

Ya'ni bir Resul ki azîzdir: büyük ızzeti vardır.

Sizi sıkan şeyler onun aleyhinedir.

O yüksek ızzet,

ebnayi cinsinin müteellim olmasını istemez,

Cinsinizden olması ve ızzet sahibi bulunması hasabiyle bütün derd-ü kederinizi duyar

حَرِيصٌ عَلَيْكُم HARÎSUN ALEYKUM

üzerinize pek hırslıdır.

-Üstünüze titrer.

« ان تحرص على هداهم - İN TAHRIS ALA HUDAHUM » -ŞAYET SEN ONLARIN HİDAYETTE OLMALARINA HARİS OLURSAN 16/37

âyetinde işaret buyurulduğu vechile hidayet ve salâhınıza, hayr-ü nef'inize harıstır.

Üzerinize toz kondurmak istemediği gibi

Sizi aksayı saadet ve selâmete çıkarmak,

Cennet ve rıdvana erdirmek için bütün hırsıyle uğraşır.

Hem onun nazarı Kureyşe veya Araba, yahûd şu bu kavme değil, her hangi kavmden olursa olsun

بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ

bütün mü'minleredir ki

Raufdur.

- Ziyadesiyle re'feti, ya'ni gayet ince bir şefekat ve merhameti vardır.

Rahîmdir.

-Fıtraten mintarafillâh pek ziyade merhametlidir.

Günahkârlara bile acır.

Binaenaleyh

Ey insanlar

Kur'anda varid olan tekâlif, bahusus bu Sûredeki beraet, tevbe, cihad ve saire hakkındaki evamir ve hıtabat, ağırınıza gelmemeli, gücünüze gitmemelidir.

Bütün bunlar küfr-ü nifakın zarar ve şeâmetine karşı alel'umum mü'minlere gayet büyük bir re'fet ve şefekatin tecelliyatıdır.

Onun için derhal bunlara iman edib mucebince amel etmelisiniz.

Görülüyor ki burada Resulullaha esmai husnayi ilâhiyyeden rauf, rahîm isimleri verilmiştir.

Hasen ibni-l Fadl demiştir ki:

Allah tealâ, hiç bir Peygambere esmasından iki ismi cemetmedi,

Ancak Peygamberimiz hakkında

« بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ - Müminlere Rauf, Rahimdir

buyurdu, zatı sübhanîsi hakkında da

« İNNELLAHE BİNNASİ LE RAUFUN RAHİM »

Herhalde Allah insanlara refetli çok refetli rahimdir.

2/143

buyurdu.


Filvaki' bu tesmiye ve tavsıfta Resulüne pek büyük bir tekrimi ilâhî vardır.

Bundan anlaşılır ki esmai husnayi ilâhiyyenin hepsi

«ALLAH, RAHMAN, RAB »

isimleri gibi esmai muhtassadan değildir.

Resulullah ahlâkı ilâhî ile mütehallık olduğundan mü'minlere rauf-ı rahîmdir.

Ve getirdiği din ve şeriat da iman edenler için aynı re'fet ve rahmettir.

129. فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ - Fe in tevellev fe kul hasbiyallâh(hasbiyallâhu), lâ ilâhe illâ hûve, aleyhi tevekkeltu ve huve rabbul arşil azîm(azîmi).[]

فَإِن تَوَلَّوْاْ - FE İN TEVELLEV FEKUL

Bunun üzerine i'raz ederlerse (Ya Muhammed)

فَقُلْ - sen şöyle de:

حَسْبِيَ اللّهُ - HASBİYALLAH

Bana Allah kâfi

ا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ - LA İLAHE İLLA HU

Ondan başka ilâh yok

عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ - ALEYHİ TEVEKKELTÜ

Ancak O'na dayandım.

وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ - VE HÜVE RABBUL ARŞİL AZİM dir.

- O azîm Arşın Rabbı,

Bütün kâinatı muhıt olan en büyük hukm-ü saltanatın sahib ve şehinşahîdir.

(Sûrei A'rafta « SÜMME-ESTEVA ALEL-ARŞİ YUĞŞİ-L-LEYLE-N-NEHAR» <<Sonra Arşın üzerine istiva buyurdu, geceyi gündüzü bürür...>> Araf 7/54 ayetinin tefsirine bakınız.)

İşbu

«لَقَدْ جَاءكُمْ  » - LE KAD CAEKÜM

ilâ ahırıhâ iki âyetin en son nâzil olan âyet olduğu hakkında bir rivayet vardır.

Hazreti Übeyy radıyallahü anhden

« اقرب القران عهدا بالله لقد جاءكم الايتان AKRABUL QURANİ AHDAN BİLLAHİ LEKAD CAEKUM EL AYETAN =

Kur'anın Allaha ahdı en karib olanı, ya'ni en son nazil olanı

« «لَقَدْ جَاءكُمْ iki âyettir»

diye merviydir.

Maamafih sûrei Bakarede

«وَاتَّقُواْ يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى اللّهِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ » VETTEKUU YEVMAN TURCEUNE FİHİ İLALLAHİ SÜMME TEVEFFA KÜLLÜ NEFSİN MA KESEBET VE HUM LA YÜZLEMUUN»

"HEM KORUNUN ÖYLE BİR GÜNE HAZIRLANIN Kİ, DÖNDÜRÜLÜP O GÜN ALLAH'A GÖTÜRÜLECEKSİNİZ, SONRA HERKESE KAZANDIĞI TAMAMI İLE ÖDENECEK VE HİÇ ZULME MARUZ OLMAYACAKLAR" Bakara 2/281

âyetinin nüzulü bundan da sonra olması rivayeti daha müreccahtır.

Mushafların ceminde bu ayet[]

Yine rivayet olunduğu üzere Peygamberin vefatından sonra Mushaf cem olunduğu zaman bu

« «لَقَدْ جَاءكُمْ  » âyeti

Zeyd ibni Sabit tarafından çok taharri olunmuş, nihayet ancak zişşehadeteyn Huzeyme ibni Sabit nezdinde bulunmuştu.

Ya'ni bir çoklarının ezberinde olmakla beraber yazılısı ancak Huzeymenin nezdinde mahfuz bulunmuş idi.

Çünkü Kur'an yalnız huffazın ezberinden değil ondan başka ahdi risalette yazılmış ve en son arza ıktıran etmiş parçaların da cem-ü tevsikıle bir Mushafa toplanıyor idi.

Yazmaya me'mur olan Zeyd ibni Sabit bu iki âyeti de bir vesikai hattıyye bulmadan yazamıyordu. Onun için kendi ifadesi vechile «Berae» nin âhırından bu iki âyeti bulmayıb taharri etmiş ve ancak Huziymede mahfuz bulmuş ve binaenaleyh ezberlerde mahfuz olan bu âyetlerin rivayeti hattıyyesi de bu suretle te'min olunmuş idi.

Allah tealâ mühimmine kifayet eder, hadisi[]

Ebû Davudun kitabında rivayet olunduğu üzere Ebüdderda radıyallahü anh demiştir ki

«her kim sabah ve akşam yedi kerre»

« حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ »

derse

Allah tealâ mühimmine kifayet eder".

Şimdi sûrei «Berae» nin bu hatimesi mazmunu Sûre-i Yunustan i'tibaren bervechiâti teşrıh ve tefsıl olunacaktır.

Tevbe suresinin son iki ayeti ile beraber her namazın farzından sonra okunan Ali İmran 18 ve 26 ve 27 ayetleriyle ÖNEMLİ BİR FEREC TERKİBİ[]

  • Mustafa İsmail'in canhıraş okuyuşunu dinlemenizi salık veririm: Acizlikten histerik bir halde Allah diye çığırırsınız Mevlayı İşte link:[2]

Hz. Ali (r.a), Efendimiz (s.a.v.) den rivayet etmiş;

Ayetler yeryüzüne gönderilince, arşa yapışarak

“ Ya Rab! Bizi yeryüzüne ve Sana isyankar olanlara indiriyorsun.” dediler,

Allah-u Teala:

“Ahdim olsun, sizi her namazın arkasında okuyan herhangi bir kimsenin

  • Kusurlarına bakmadan makamını cennet kılacağım,
  • Onu kutsi huzurda iskan edeceğim,
  • Her gün kendisine 70 kere nazar edeceğim ve
  • Yetmiş türlü ihtiyacını yerine getireceğim ki bunun en aşağısı mağfirettir.
  • 'Ve onu her bir din (hukuk) düşmanından, hasetçinin şerrinden koruyacağım'
  • ve mağfiret edeceğim.”

Buyurdu.

Al-i İmran Suresi, 18. Ayet ve 19. Ayet in Kaf durağına (ilk durak) kadar olan kısım işte:

(Not:Bu ayetler Evrad-ı Kudsiye de de vardır.)

Sabah namazı sonrası zikir ve dua yerine okunabilir. İçerisinde hep koruma ayetleri vardır.

3/ÂLİ İMRÂN : 3/18[]

شَهِدَ اللَّهُ أَنَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ وَالْمَلَائِكَةُ وَأُولُو الْعِلْمِ قَائِمًا بِالْقِسْطِ ۚ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve, vel melâiketu ve ulûl ilmi kâimen bil kıst(kıstı), lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm(hakîmu). Allah, şehâdet (şahitlik) etti: Muhakkak ki O'ndan başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de "KIST(adalet)le kâim oldular" (şahit oldular) ki, O'ndan başka ilâh yoktur, (O) Azîz'dir, Hakîm'dir.

Al-i İmran Suresi 3/26 ve 3/27. Ayetleri.

Ali İmran:3/18-3/26-3/27 Ayetlerin Bazı Sırları Ve Allahın İzniyle Rızık Darlığından Kurtulma : []

شَهِدَ اللّهُ أَنَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ وَالْمَلاَئِكَةُ وَأُوْلُواْ

الْعِلْمِ قَآئِمَاً بِالْقِسْطِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

18-Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve, vel melâiketu ve ulûl ilmi kâimen bil kıst(kıstı), lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm (hakîmu).

18.Allah, şehâdet (şahitlik) etti: Muhakkak ki O’ndan başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de adaletle kâim oldular (şahit oldular) ki, O’ndan başka ilâh yoktur, (O) Azîz’dir, Hakîm’dir.


3/26. قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ ۖ بِيَدِكَ الْخَيْرُ ۖ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Kulillâhumme mâlikel mulki tû’til mulke men teşâu ve tenziul mulke mimmen teşâ’(teşâu), ve tuizzu men teşâu ve tuzillu men teşâ’(teşâu, bi yedikel hayr(hayru), inneke alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).

27.تُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ ۖ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ ۖ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl(leyli), ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy(hayyi), ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb(hısâbın).

26. De ki: “Mülkün mâliki olan Allah’ım. Mülkü dilediğine verirsin ve dilediğinden mülkü alırsın. Ve dilediğini azîz kılarsın ve dilediğini zelil edersin. “Hayır” senin elindedir. Muhakkak ki sen herşeye kaadirsin.

3/27. Geceyi gündüzün içine sokarsın ve gündüzü gecenin içine sokarsın. Canlıyı ölüden çıkarırsın ve ölüyü canlıdan çıkarırsın. Ve dilediğin kimseyi hesapsız rızıklandırırsın.

Yapmamız gerekenler:[]

Her Farz Namazlarin ardindan;

  • Ali Imranin (Kur'an-ı Kerimde 3. Sure, Sayfa 52/53) 3/18, 3/26 ve 3/27′inci âyetlerini, 1 Fatiha’yi Serif ve 1 Ayetel Kürsi okursak şu dört şeyden emin oluruz:

1. Cenâb-ı Allâh o kimseyi sırât-ı müstakimden ayırmaz.

2. Her türlü kazâ belâ ve musibetlerden muhafaza olur.

4. Rızık sıkıntısı çekmez.

5. Bulunduğu topluluklarda hâtırı sayılır bir kişiliğe sahip olur.

Eyüp Beyin Tefsiri[]

Tevbe Sûresi Hakkında

Tevbe sûresi Medine’de hicretin 9. senesinde nâzil olmuştur. 129 âyettir.

En son inen sûrelerden biridir. Mushaf tertîbine göre 9, nüzûl sırasına göre 113. sûredir.

Meşhur isimleri “Tevbe” ve “Berâe”dir.

Tevbe”, tevbeyi konu alan 102-118. âyetlerinden alınmıştır.

Berâe” ise “beri olmak, ilişiği kesmek, ihtâr, ültimatom” mânalarına gelir. Sûrenin ilk kelimesinden alınmıştır. Sûre bunlar dışında çeşitli isimlerle de anılmaktadır:

اَلْمُقَشْقِشَةُ (Mukaşkışe): Nifak alametlerinden uzaklaştıran, (Kışkışlıyan demek)

اَلْمُبَعْثِرَةُ (Müba‘sire): Münafıkların iç yüzlerini deşeleyip ortaya seren, (Bağırsaklarını döken)

اَلْمُث۪يرَةُ (Müsîre): Gizlilikleri meydana çıkaran,

اَلْحَافِرَةُ (Hâfire): Münafıkların sırlarını eşeleyen, (Hafriyattan, münafıkları devirip atan)

اَلْمُخْزِيَةُ (Muhziye): Münafıkları rezil rüsvâ eden, (Zalimleri müstehzi duruma düşüren)

اَلْمُنَكِّلَةُ (Münekkile): Münafıkları cezalandıran. (Not:Tenkil kelimesi buradan gelir. ESK)

Öyle ki, Huzeyfe (r.a.) bu sûre hakkında:

“Sizler bu sûreye Tevbe sûresi adını veriyorsunuz.

Allah’a yemin olsun ki bu sûre, hiç kimseyi dışarıda bırakmaksızın hepsini sarsmış ve sorgulamıştır” demiştir.

(Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XV, 172)

لَقَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَز۪يزٌۘ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَر۪يصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِن۪ينَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ﴿١٢٨﴾

128: Andolsun ki size kendi içinizden öyle bir Peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir, sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir, size çok düşkündür ve mü’minlere karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.

TEFSİR:

Bu âyet-i kerîmede Peygamberimizin beş önemli özelliği anlatılır:

Birincisi; kendi içinizden bir Peygamber:

  • Allahah Teâlâ Resûlü’ne: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Şu farkla ki bana, ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyedilmektedir” (bk. Kehf 18/110) demesini emir buyurur. Eğer Peygamberimiz melek olarak gelseydi, insanların işi daha zor olurdu. (bk. En‘âm 6/9). Peygamber Efendimiz aynı zamanda Kureyşdendir.. Kur’ân-ı Kerîm ilk olarak Kureyşe hitap etmiş; onlar vasıtasıyla bütün insanlığa mesajını sunmuştur. Dolayısıyla bu ayetle Yüce Rabbimiz, Kureyşi Peygamberimiz (s.a.s.)’e yardım etmeye ve ona hizmete koşmaya teşvik etmekte ve onlara: “Bu dünyada o peygamber için gerçekleşecek her türlü devlet, şan ve şeref, sizin için de bir övünç vesilesi olacaktır. Çünkü o sizin soyunuzdandır” demek istemektedir. (Fahreddi er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XVI, 236)

İkincisi; “azîz”:

  • Bu vasıfla, Resûlullah (s.a.s.)’in, izzet, şeref ve yücelik sahibi bir peygamber olduğu beyân edilmiş olmaktadır. Allah Rasulü’nün hayatı, sayısız izzet ve şeref örnekleriyle doludur. O, en büyük şerefi, Rabbine ihlasla kulluk etmekten alıyordu. Onda izzet ve şerefine leke sürecek en küçük bir durum yoktu.

Üçüncüsü; meşakkate uğramanız ona ağır gelir:

  • Buradaki

i العنت (anet) kelimesi, “kişinin içinden çıkamayacağı, helak ve telef olmaktan korkacağı bir darlığa ve sıkıntıya düşmesi” anlamına gelir. Bu kelimenin “yorgunluk ve zorluk” anlamları da vardır. Bizim kötülüğe uğramamız, üzülmemiz ve düşmemiz ona zor ve ağır gelir. O yüksek izzet sahibi Peygamber’in, kendi cinsinden evlatlarının zor durumda kalmasına gönlü razı olmaz. Bütün dertlerinizi ve kederlerinizi yüreğinde duyar, acınızı hisseder.

Şâir Kemalzâde Ekrem’in şu beyti âdetâ Peygamberimiz (s.a.s.)’in bu hâlini anlatır:

“Her duyduğum terâneyi ruhumla dinledim,

Her bülbülün enîni ile ben de inledim.”[1]

Resûl-i Ekrem (s.a.s.), özellikle, kendilerine rahmet olarak gönderildiği insanların inanmamalarına, kendini helak edecek derecede üzülürdü.

Bu sebeple:

“Rasûlüm! Onlar bu Kur’an’a inanmıyorlar diye arkalarından üzülerek neredeyse kendini helak edeceksin! Hayır böyle yapma!” (Kehf 18/6) gibi ayetlerle tesellî ve teskin edilirdi.

Bu yüce ahlâkı sebebiyle ümmetine karşı son derece rıfk ve mülayemet sahibi olmuş; onları dünya ve âhirette maruz kalacakları azaptan sakındırmıştır.

Hususiyle onların Allah’ın azabına müstehak olmalarına mani olmaya çalışmıştır.

Yine o, bu vasfı sebebiyle mahşerde şefaate layık bütün insanlara şefaat edecek; bir an önce hesaplarının sona erip cennete girmelerine vesile olmaya çalışacaktır.

Onun getirdiği şeriat de, onun ahlâkına uygun olarak gelmiş; onda zorluk ve meşakkat olmadığı ifade buyrulmuştur. (Bakara 2/185)

Dördüncüsü; ümmetine çok düşkün: اَلْحِرْصُ (hırs), bir şeye karşı aşırı arzu ve istek duymaktır.

اَلْحَر۪يصُ (harîs) ise böyle bir özelliğe sahip olan kimseye denir.

Şüphesiz o Peygamber, ümmetinin hidâyet, dünyevî-uhrevî ve maddî-manevî iyiliğine, faydasına ve hayrına çok düşkündür.

Onların üzerlerine toz kondurmak istemediği gibi, onları mutluluğun en yüce noktasına ulaştırmak, selamete çıkarmak, cennete ve rıdvana kavuşturmak için bütün hırsıyla ve var gücüyle çalışır. (Elmalılı, Hak Dini, IV, 2653)

Rahmet Peygamberi Efendimiz, ümmetine olan düşkünlüğü sebebiyle onları hiçbir zaman unutmamakta, onları Kevser havuzunun başında beklemekte ve kabulü kesin olan en büyük duasını kıyamet günü ümmetinin affı için yapacağını müjdelemektedir.

Beşincisi; mü’minlere raûf ve rahîm: اَلرَّأْفَةُ (re’fet), ince bir şefkat ve derin bir merhamet anlamına gelir. Bu duyguda daha çok acınan kimseden zararlı şeyleri, musibet ve belâları defetme özelliği vardır. رَؤُۧفٌ  (raûf) ise pek şiddetli şefkat sahibi demektir. اَلرَّحْمَةُ (rahmet), “acınan ve merhamet edilen kişiye iyilik etmeyi gerekli kılınan bir incelik ve şefkat” mânasındadır. رَح۪يمٌ  (rahîm) ise pek şiddetli rahmet ve merhamet sahibi olanları anlatan bir ifadedir.

Peygamberimiz (s.a.s.)’e, Allah’ın güzel isimlerinden ikisi olan “raûf” ve “rahîm” isimleri verilmiştir. Hiçbir peygambere bu iki isim birlikte vermemiş, ancak Peygamberimiz bu güzel vasıflarla vasıflandırılmıştır. Bu durum, Peygamberimiz’in Allah katındaki şeref ve yüceliğine işaret eder. Bu vasıfların bir gereği olarak Allah Teâlâ pek çok âyet-i kerîmede Peygamberine, mü’minlere karşı merhametli olmasını, onlara karşı yumuşak davranmasını ve onlara kol kanat germesini emreder. (bk. Hicr 15/88; Şu’arâ 26/215)

Bu ilâhî hitapların yüklü bulunduğu mânaları en derin duygularıyla hissedip anlayan Efendimiz (s.a.s.), müşfik bir annenin evlâdına olan düşkünlüğünden daha büyük bir muhabbetle biz ümmetine kol-kanat germiş, ömrü boyunca da; “Ümmetî, ümmetî…” diyerek yaşamıştır. Nitekim Rahmet Çağlayanı (s.a.s.) ashâbına şöyle buyuruyordu:

“Dikkat edin! Ben hayatımda sizin için bir emniyet vesîlesiyim. Vefât ettiğimde ise, kabrimde: «Yâ Rabbî, ümmetî ümmetî!..» diye ilk Sûr üfleninceye kadar nidâ edeceğim…” (Ali el-Mütteki, Kenzü’l-Ummâl, XIV, 414)

Nitekim Refîk-ı Âlâ’sına da; “Ümmetî, ümmetî…” diyerek göç etti. Son nefesinde; “Ben sizi havz-ı kevserimin başında bekliyor olacağım...” diyerek bizlere olan muhabbet, şefkat ve düşkünlüğünü ifade buyurdu.

Hak dostu Ahmed er-Rufâî’de ümmet-i Muhammed’e karşı tecelli eden şu nebevî şefkat ve merhamet hissi gerçekten ne muhteşemdir:

Devamlı hizmetini gören Yakup (r.h.) anlatıyor:

“Efendim Ahmed er-Rufâî hasta oldu. Artık ölüm döşeğindeydi. Bunu anladım ve şöyle dedim:

«- Bu defa arûs[2] göründü…»

«- Evet, öyle olacak..» buyurdu. Hikmetini sordum; şöyle devam etti:

«- Bir takım işler cereyân etti. Biz onları ruhlarla satın aldık.» Sonra o işlerin ne olduğunu izah etti:

«- Halka büyük bir belâ geliyordu. Ben onu, kalan ömrümle onlardan satın aldım. Kendimi verdim.»

Bundan sonra yüzünü yere sürmeye başladı. Kaldırdığı zaman yüzü ve sakalı toprak olmuştu. Ağlıyor ve: «Af… af… Allahım! Bu halka gelecek belâ için beni tavan yap… gelen belâ üzerime gelsin!» (Velîler Ansiklopedisi, II, 517)

Şunu belirtmek gerekir ki, İslâm dinini tebliğ edecek kişiler, Resûlullah (s.a.s.)’in sayılan bu hususiyetlerine mümkün olduğu ölçüde sahip olmaya gayret göstermelidirler. Çünkü bu mümtaz vasıflar, İslâm’la bütünleşip onu temsil etmede ve insanların ruhlarına girerek onları bu ulvî dine cezp etmede anahtar vazîfesi görmektedir. Başarının sırrı bu ahlâkî kemâlde saklıdır. Ama hepsinden önemlisi, hoşumuza giden ve gitmeyen durumlar karşısında yalnız Allah’a yönelmek, O’na güvenip dayanmaktır:

[1] Terâne: Ses, sadâ, nağme, ezgi. Enîn: İnleme

[2] Arûs: Düğün gecesi. Burada “ölüm” anlamında kullanılmıştır. Çünkü Allah dostlarına göre ölüm, manevî bir muhabbetle sevgilinin sevdiğine kavuştuğu bir düğündür.


Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Allah'ın Peygamberini senası - ثناء الله على الحبيب المصطفى[]

ثناء الله على الحبيب المصطفى

فيما جاء من ذلك

مجيء المدح

و الثناء

و تعداد المحاسن ،

كقوله تعالى :

لقد جاءكم رسول من أنفسكم عزيز عليه ما عنتم حريص عليكم بالمؤمنين رؤوف رحيم

[ سورة التوبة /9 : الآية 128 ] .


صلي الله عليه وسلم&

Taha Suresi/135.ayet[]

TÂHÂ SURESİ 135. Ayeti Suat Yıldırım Meali

Mekke döneminde inmiştir. 135 âyettir. Sûre, adını birinci âyette yer alan çok sırlara havinolan hurufu mukatta denilen harflerden almıştır. Mesela ha mim ile başlayan 21.22.23.24. cüzlerdeki sureler hep himaye (koruma) sureleridir.

قُلْ كُلٌّ مُّتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُوا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ أَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ وَمَنِ اهْتَدَى ﴿١٣٥﴾

Ayet Transkripsiyonu ve Sade Meali

kul kullun muterebbisun fe terabbesû fe se ta'lemûne men ashâbu es sırâtı es seviyyi ve men ihtedâ


De ki: “Herkes beklemekte, öyleyse siz de bekleyin! Artık kim Sıratı Seviyye (Sıratı Mustakîm) ehlidir (üzerindedir) ve kim hidayete ermiştir, yakında bileceksiniz.”

TÂHÂ SURESİ 135. Ayeti Suat Yıldırım Meali



İLAVE ÇOK ÖNEMLİ BİLGİ[]

  • Bediüzzamanın LEM'ALAR adlı eseri büyük oranda bu ayetlerin tefsiri ile ilgilidir. Bu KİTAPTAKİ VİRD VE ZİKİRLER HERGÜN DUYARAK GÖZYAŞLARI İÇERİSİNDE OKUNSA İNŞALLAH TEZ ZAMANDA FELAHA ÇIKILIR. Hem de müminler neyi niye okuduğunu, okuduğu kelimelerin kıymetini çok daha iyi anlar.

Mapusda ya ds büyük sıkıntada olanlara TAVSİYE[]

Bu ayetleri mapustakinden çok dışardaki okursa daha tesirlidir.

Özellikle her namazda Tevbe suresinin son iki ayeti okunabilir. Taha 135. Okunabilir.

Eğer teravih ahır geliyorsa, birer ayet okuyup, bireser tesbih yani subhane rabbiyel ala veya subhane rabbiyelazim birer kere dense namaz kabuldur. Sade tahiyyatta ettehiyyatü okusa kabuldur. Böylelikle teravih ağır gelmemeye başlar. Kendini iyi hissettikçe 3 kere tesbih der, Salli barikleri de okumasına ilave edebilir.

Ramazan'ın son on gününde "ya mutik ar-rikab" yani "boyunduruk altındakini (esir, mapus, KHK lıyı vs) serbest bırakan" münacatını her namaz öncesi ve sonrası yapmak çok faydalıdır. Sonunda "Etlıkna sarahan cemilen" yani "Sal bizi Yarab, Cemile olarak" diye nida edip inlemeli.

Senden başka gidilecek kapı yok, demeli.

BİR MAPUSHANE ANISI[]

1000 küsür yılla yargılanan 10 çuval evrak dosyası olan birisinin tahliye vakası[]

Mapushanede benim koğuşumda, 1000 küsür yılla yargılanan bir emniyet müdürü vardı.

Müdüre bir gün dedim ki, sen çıkarsan burada olan herkes çıkar, dedim.

O da bana dedi ki; bak ben, her namazdan sonra müezzinliği kimseye bırakmıyorum, tevbe suresinin son iki ayeti ve Ali imranın 17. 18. ayeti ile 26. ayetini sesli okuyorum, derdi. Farz namazın ardından yapılan dualar makbul olduğu için herkes okusun diye okuyorum, dedi. Göreceksin ben çıkacağım, dedi.

Hakikaten de 2 sene sonra çıktı. Olmayan ve asla olmayacak bir şey oldu.

Ankaradan bir dava bu kadar uzun sürmez denerek, başka bir heyet atandı özel olarak. Bağırış çağırış 5 celseden sonra, siz infaz timisiniz, özel olarak bizi infaz etmek için Ankaradan atandınız, doğal hakim ilkesine aykırıdır. Reddi hakim talepleri arasında son celsede yargılananların %95 i yattıkları süreden tahliye edildi.

Gerçi eski yerel mahkeme hakimleri insaflı idi, ama uzun süre tutukluluktan tahliye ederseler başlarına bir şey gelmesinden korkuyordular. Zira davanın müdahilleri çok büyüktü.

Ve 1000 yıla yargılanan şu anda dışarda.

Tahliyesi de enteresan oldu;

Öğle yemeği vaktinde gardiyan geliyor segbisden duruşman var diye; o da, yemek yemedim. kan şekerim yükselir, diyor. Yeyim sonra geliyim, diyor. Gardiyan diyor ki al bir tabak ve kaşık ben sana dışarda yediririm. O da alıyor ve dışarda yiyor. Normalde bırakın tabağı hele kaşığı, çay kaşığı bile koğuştan vermezlç. Koca kaşıkla dışarı çıkmak hiç mümkün değil yani. Ama nasibi kesilmiş koğuştan bir kere. Öğle yemeğini dışarıda yiyor. Ve son duruşmanın bitiminde tahiliye oluyor. Rızkınız kesilince çıkıyorsunuz, dedi. Bana o öğle yemeği koğuşta nasip olmadı, diyordu.

Ama dua çok önemli..

Mapustaki rızkınızın süresi de ancak dua ile Allah kısalır.

Duadan duru olmayın ey allahın kulları,

buyurdu, peygamber efendimiz.


Kaynaklar[]

İç linkler[]


Dış linkler[]

Şablon:Tevbe suresi

Advertisement