FANDOM


Burç FM sadeleştirmesiEdit

Tevhid yâhud  Feryâd Birlik  veya Feryad

Ey nûr-i ulûhiyyetinin zılli avâlim,

Zıllin bile esrâr-ı zuhûrun gibi muzlim!

Ey âlemlerin ilahi ışığının gölgesi olan (Rabbim! )
Gölgen bile zuhurunun sırları kadar muzlim (karanlık).

Kürsî-i celâlin -ki semâlarla zeminler

Bir nokta kadar sahn-i mıchîtinde tutar yer-

Yüce makamında ki gökler ve yerler hiddet kürsünün
Bir noktası kadar çevresinde yer tutar
İdrâkin eder gâye-i ümmîdini haybet...
Yâ Rab, o ne dehşettir, İlâhî, o ne heybet!
İdrâkın eder, ümidindeki amacı boşa çıkarır.
Allah'ım, o ne dehşettir, ilahi o ne heybettir!
Pervâzına yetmez gibi pehnâ yı avâlim,
Gâhî seni bulsam diye, âvâre hayâlim
Alemlerin genişliği kanatlanıp uçmasına yetmezmiş gibi,
Perişan hayâlim, bazan da seni bulsam diye,
Bir şevk ile lâhûta kadar yükseleyim der:
Lâkin nasıl olsun ki bu mi'râca muzaffer?
Aşka gelip zât âlemine yükselmek ister.
Lâkin bu makama yükselmeyi nasıl başarır ki?

Nâsût muhîtinde henüz çalkalanırken, Bir dest-i tecebbür dayanıp göğsüne birden;

Daha insanlık âleminde çalkalanırken;
Zorlu bir el dayanır da göğsüne birden;
Hüsranla iner öyle sefil, öyle muhakkar:
Hâlâ o sukûtun küreden tozlan kalkar!
Hüsranla, sefil ve aşağılanmış bir şekilde yere iner,
Yeryüzünden hâlâ o düşüşün tozları kalkar!
Yalnız o mu? Bin fikr-i semâvî bu zeminde,
Bîtâb-ı taharrî kalarak âh ü eninde!
Yalnız o mu? Gökler kadar yüksek binlerce fikir bu vaziyette,
Aramaktan yorgun düşerek âh edip inlemekte.
Eşbâha mı kurbün olacaktır cevelângâh?
Ervâh bütün mündehiş-i "sümme radednâh!"
Bütün ruhlar "sümme radednah"ın dehşeti içindeyken,
Cesetler mi senin yakınında gezip dolaşacaklar?
Sun'undaki esrâra teâlî bize memnû'
Olmaz mı, ridâ pûş dururken daha masnû'?
Daha yarattıkların gizlilik örtüsü altında dururken,
Yaratışındaki sırlara yükselmek bize yasak olmaz mı?
Hurşîd-i ezelden nasıl ister ki haberdâr
Olsun daha bir zerreyi derk etmeyen efkâr?
Daha bir zerreyi anlayamayan fikirler,
Ezel güneşinden haberdar olmayı nasıl isteyebilirler?
Ey nâmütenâhî sana nisbet ile mahdûd,
Mahsûr-i muhît-i kaderindir ne ki mevcûd.
Ey Rabbim, sana nisbetle sonsuzluk sınırlıdır
Varlık adına ne varsa hepsi de kaderinin dairesiyle çevrilmiştir.
Dîbâce-i evsâfını almaz bütün eb'âd,
A'dâd edemez silsile-i feyzini ta'dâd.
Bütün bu uzaklıklar vasıflarının başlangıcını bile kapsayamaz,
Sayılar da ard arda gelen feyizlerini saymaya yetmez.
Ummân-ı şüûnun ki birer mevcidir a'sâr,
Her mevcesi bir lücce-i bî-sâhil-i âsâr!
Yüzyıllar senin olaylar okyanusunun dalgaları,
Her dalga ise uçsuz bucaksız bir eserler denizidir
Fermânına mahkûm ezeliyyet, ebediyyet;
Ey pâdişeh-i arş-ı güzîn-i samediyyet.
Ey yüceliğin seçkin tahtının padişahı olan Allah,
Ezelîlik ve Ebedîlik senin fermanına mahkûmdur.
İbdâ-ı bedîin -ki cihanlarla bedâyi'
Meydâna getirmiş- bize ey Hâlik-ı Mübdi',
Ey icad eden Allah, yaratma sanatınki dünyalar kadar
Güzellikler yaratmıştır- bize nasıl gizli olmasın;
Mübhem nasıl olmaz ki?Adem'den değil isbât,
Bir zerre-i mevcûdu yok etmek bile heyhât,
Yazık ki yoktan var etmek bir yana, yakıp yıkan yüzlerce el çıksa,
Varlığın bir zerresini bile yok etmeye yetmez!
Kâbil olamaz çıksa da bin dest-i muharrib.
Yâ Rab, bu nasıl âlem-i lebrîz-i garâib!
Eşit olamaz çıksa da tahrip eden binlerce el.
Ya Rab, bu nasıl garip şeylerle dolu bir âlemdir?
Serhadd-i ezel

bed'-i hudûd-i melekûtunPehnâ yı ebed gâye-i sahn-ı ceberûtun.

Ruh ve melekler âleminin sınırları ezel sınırında başlamakta,
Kudret sahnesinin nihayetleri de ebed'in genişliklerinde kaybolmakta
Hükmün ki tahakküm edemez seyrine bir şey;
Bir anda bu pâyansız olan cevvi eder tayy
Hükmünün yürüyüşü üstünde hiç bir şey etkili olamaz
Buyruğunla bu sınırsız gök boşluğu bir anda yok olur.
Bir an, diyerek eylemişim bilmiyerek, bak!
Takyîd zamanla seni ey Fâtır-ı Mutlak!
"Bir an" diyerek ne yapmışım bilmeyerek bak;
Ey Mutlak Yaratıcı!Seni zamanla sınırlamışım
Bâkîyi beşer her ne kadar etse de tenzîh.
Fâniyyeti îcâbı, eder kendine teşbîh!
İnsanoğlu Allah'ı ne kadar eksik ve kusurdan uzak tutsa da,
Fâniliği gereği yine kendine benzer düşünür.
Itlâka nasıl yol bulabilsin ki tefekkür?
Eşbâhı görür eyler iken rûhu tasavvur! .
Ruhu tasavvur ederken cesetler gören fikir
Bunları birbirinden ayırt etmeyi nasıl başarır!
Ey rûh-i fezâ-gerd, giran-seyr-i harîmin,
Ey nâtıka, dembeste-i esrâr-ı azîmin,
İlâhî! Kutsal dairene girdiği an fezalarda dolaşan ruhun ayakları ağırlaşır,
Senin büyük sırların karşısında düşünme ve konuşma gücünün soluğu tutulur
Maksûd bu hilkatten eğer ma'rifetinse;
Varmış mı o müdhiş görünen gâyete kimse?
Eğer bu yarattıklarından maksat senin bilinmen idiyse,
O müthiş görünen gayeye varmış mı bir kimse?
Bir sahne midir yoksa bu âlem nazarında?
Bir sahne ki milyarla oyun var üzerinde!
Bir sahne midir yoksa bu alem senin gözünde?
Bir sahne ki milyarla oyun var üzerinde!
Bir sahne ki her perdesi tertîb-i meşiyyet;
Eşhâsı da bâzîçe-i âvâre-i kudret!
Bir sahne ki her perdesi iradenle düzenlenmiştir.
Oyuncuları da kudretinin başıboş oyuncaklarıdır.
Cânîleri, katilleri meydâna süren sen;
Cânîdeki, katildeki cür'et yine senden!
Canileri, katilleri meydana süren sen;
Canideki, katildeki cesaret yine senden!
Sensin yaratan, başka değil zulmeti, nûru;
Sensin veren ilhâm ile takvâyı, fücûru!
Sensin yaratan, başkası değil karanlığı, ışığı;
Sensin veren ilham ile Allah korkusunu, günahkârlığı!
Zâlimde teaddîye olan meyl nedendir?
Mazlûm niçin olmada ondan müteneffir?
Zalimdeki tecavüz etme eğilimi nedendir?
Zulme uğrayan neden ondan nefret etmektedir?
Âkil nereden gördü bu ciddî harekâtı?
Câhil neden öğrenmedi âdâb-ı hayâtı?
Akıl sahibi nereden öğrendi bu ciddi davranışları?
Cahil neden öğrenmedi edeple yaşamayı?
Bir fâilin icbârı bütün gördüğüm âsâr!
Cebrî değilim... Olsam İlâhî ne suçum var?
Bir kulun gördüğü her şey bir gücün zorlamasıyla olmakta!
Cebri (3) değilim... Allahım suçlu muyum olsam da?
Bir sahne demek âleme pek doğrudur elbet;
Ancak görülen vak'alann hepsi hakîkat.
Bir tiyatro sahnesi demek âleme pek doğrudur elbet;
Ancak görülen olayların hepsi gerçektir.
Hem öyle vekâyi' ki temâşâsı hazindir,
Âheng-i tarab-sâzı bütün âh ü enindir!
Hem öyle olaylar ki seyretmesi hüzün verir,
İnsanı eğlendiren ahengi bütün âh ve iniltidir!
Zîrâ ederek bunca sefâlet-zede feryâd;
Vâveyl sadâsıyla dolar sîne-i eb'âd.
Zira sefalete düşmüş bunca insanın feryadı,
Bütün uzaklıkları çığlıklarla doldurur.
Yâ Rab, bu yüreklerdeki ses dinmeyecek mi?
Senden daha bir emr-i sükûn inmeyecek mi?
Ya Rab, bu yüreklerdeki ses dinmeyecek mi?
Senden bir defa daha bu feryadı dindiren bir emir inmeyecek mi?
Her ân ediyorsun bizi makhûr-i celâlin,
Kurbân olayım nerde senin, nerde cemâlin?
Celâlinle (4) bizi her seferinde kahrediyorsun,
Kurban olduğum, artık bir daha cemâlin (5) görünmeyecek mi?
Sendense eğer çektiğimiz bunca devâhî,
Kimden kime feryâd edelim söyle İlâhî?
Sendense eğer uğradığımız bunca felaket,
Söyle ilâhî, kimden kime feryad edelim?
Lâ yüs'el'e binlerce suâl olsa da kurban,
İnsan bu muammâlara dehşetle nigehban.
“Lâ-yüs'el" (6) emrine binlerce soru olsa da kurban,
Bütün bu bilmecelere dehşetle bakmakta insan.
Bir şahsa esîr olmayı bir koskoca millet,
Mekrinle mi yâ Rab sanıyor kendine devlet?
Bir kişiye esir olmayı bir koskoca millet,
Sen yanılttığın için mi ya Rab sanıyor kendine devlet?
Dünyâyı yakıp yıkmaya bir seyf i teaddî,
Emrinle mi yâ Rab, ediyor böyle tesaddî?
Bir zulüm kılıcı dünyayı yakıp yıkmaya,
Emrinle mi ya Rab başlıyor böyle?
Zâlimlere kahrın o kadar verdi ki meydan:
" Yok âdil-i mutlak" diyecek ye's ile vicdan!
Zalimlere kahrın o kadar verdi ki meydan;
"Mutlak adalet sahibi yok"diyecek bezginlik içinde vicdan.
Kıvılcım saçan bin âh yerden göklere yükseliyor!
Göklerin yaptığıysa bu iniltiyi sâde yankılamak!
Kıvılcım saçan bin âh yerden göklere yükseliyor!
Göklerin yaptığıysa bu iniltiyi sâde yankılamak!
Bir yanda yanar lânesi bin hâne-harâbın,
Bir yanda söner lem'ası milyonla şebâbın.
Bir yanda evleri yıkılanların yuvaları yanar,
Bir yanda milyonlarca gencin ışığı söner.
Kalmış eli böğründe felâket-zede mâder;
Evlâdını gömmüş kara topraklara, inler!
Eli böğründe kalmış felakete uğramış anneler,
Evladını gömmüş kara topraklara, inler!
Bir yanda bir lokma ekmek için namusunu kaybetmiş,
Ağlayıp duran bir sürü başıboş bahtsız;
Bir yanda bir lokma ekmek için namusunu kaybetmiş,
Ağlayıp duran bir sürü başıboş bahtsız;
Bükmüş oradan boynunu binlerce yetîman,
Me'vâ arıyor âileler lâne perîşan!
Bir yanda da boynu bükük binlerce yetim var,
Yuvası dağılmış aileler sığınacak yer ararlar.
Mazlum şikâyet etmekte, zâlim pişmanlık duymakta;
Kan döken de öldürdüğünün kanıyla boğulmakta.
Mazlum şikâyet etmekte, zâlim pişmanlık duymakta;
Kan döken de öldürdüğünün kanıyla boğulmakta.
Hastayı, fekaletliyi, çıplağı, yoksulu,
Felçliyi, sakatı, tembeli, bayağıyı,
Hastayı, fekaletliyi, çıplağı, yoksulu,
Felçliyi, sakatı, tembeli, bayağıyı,
Gaddârı, cefâ-dîdeyi, mahkûmu, esîri,
Heyhât, şu pâyansız olan cemm-i gafiri
Gaddarı, eziyet çekeni, mahkûmu, esiri,
Yazık, şu sayıya sığmaz insan yığınını
Teşhîr ile şöhret kazanan sahne-i dünyâGelmez mi İlâhî sana bir kanlı temâşâ? Sergilemekle şöhret kazanan dünya sahnesi
Sana kanlı bir seyir sahnesi gibi gelmez mi İlâhî?

Eyup Sabri Kartal sadeleştirmesiEdit

Tevhid yâhud  Feryâd Tevhid  veya Feryad

Ey nûr-i ulûhiyyetinin zılli avâlim,

Zıllin bile esrâr-ı zuhûrun gibi muzlim!

Ey ilahi nurunun gölgesi avalim (alemler)
Gölgen bile zuhurunun sırları gibi muzlim!(karanlık).

Ey âlemlerin ilahi ışığının gölgesi olan (Rabbim! ) Gölgen bile zuhurunun sırları kadar muzlim (karanlık)

Kürsî-i celâlin -ki semâlarla zeminler

Bir nokta kadar sahn-i muhîtinde tutar yer-

Celal kürsün -ki semalarla zeminler

Bir nokta kadar ihata sahnesinde yutar yer 

Yüce makamında ki gökler ve yerler hiddet kürsünün Bir noktası kadar çevresinde yer tutar

İdrâkin eder gâye-i ümmîdini haybet ...
Yâ Rab, o ne dehşettir, İlâhî, o ne heybet!

İdrâkın eder, ümid gayesini haybet (boşa çıkarır)
Yâ Rab, o ne dehşettir, İlahi o ne heybet!

İdrâkın eder, ümidindeki amacı boşa çıkarır. Allah'ım, o ne dehşettir, ilahi o ne heybettir!

Pervâzına yetmez gibi pehnâyı avâlim,
Gâhî seni bulsam diye, âvâre hayâlim

Uçmasına yetmez gibi  pehnayı avalim (alemlerin genişliği),

Bazen seni bulsam diye, avare hayalim

Bir şevk ile lâhûta kadar yükseleyim der:
Lâkin nasıl olsun ki bu mi'râca muzaffer?
Bir şevk ile lahut âlemine kadar yükseleyim der:
Lâkin nasıl olsun ki bu miraca (yükselmeye) muzaffer?

Nâsût muhîtinde henüz çalkalanırken,

Bir dest-i tecebbür dayanıp göğsüne birden;

İnsanlık âleminde henüz çalkalanırken,
Bir cebri el dayanır göğsüne birden;
Hüsranla iner öyle sefil, öyle muhakkar :
Hâlâ o sukûtun küreden tozlan kalkar!

Hüsranla, iner öyle sefil, öyle muhakkar:

Hâlâ o sukûtun küreden tozlan kalkar!

Hüsranla, sefil ve aşağılanmış bir şekilde yere iner,

Yeryüzünden hâlâ o düşüşün tozları kalkar!

Yalnız o mu? Bin fikr-i semâvî bu zeminde,
Bîtâb-ı taharrî kalarak âh ü eninde!

Yalnız o mu? Bin semavi fikri bu yerde ,

Araştırmaktan yorgun kalarak ah ve eninde

Yalnız o mu? Gökler kadar yüksek binlerce fikir bu vaziyette,
Aramaktan yorgun düşerek âh edip inlemekte.

Eşbâha mı kurbün olacaktır cevelângâh?
Ervâh bütün mündehiş-i "sümme radednâh!"

Cesetler mi yakınında gezip dolaşacak?

Ruhlar bütün "Sonra onu attık"dan dehşet alacak

Bütün ruhlar "sümme radednah"ın dehşeti içindeyken,
Cesetler mi senin yakınında gezip dolaşacaklar?

Sun'undaki esrâra teâlî bize memnû'
Olmaz mı, ridâ pûş dururken daha masnû'?

Sanatlarındaki sırlara yükselmek bize yasak

Olmaz mı, sırlara yükselmek dururken daha sanatlananlar?

Daha yarattıkların gizlilik örtüsü altında dururken,
Yaratışındaki sırlara yükselmek bize yasak olmaz mı?

Hurşîd-i ezelden nasıl ister ki haberdâr
Olsun daha bir zerreyi derk etmeyen efkâr?

Ezel güneşinden masıl ister ki haberdar

Olsun daha bir zerreyi anlayamayan efkar? (fikirler)

Daha bir zerreyi anlayamayan fikirler,
Ezel güneşinden haberdar olmayı nasıl isteyebilirler?

Ey nâmütenâhî sana nisbet ile mahdûd,
Mahsûr-i muhît-i kaderindir ne ki mevcûd.
Ey Rabbim, sana nisbetle sonsuzluk sınırlıdır
Varlık adına ne varsa hepsi de kaderinin dairesiyle çevrilmiştir.
Dîbâce-i evsâfını almaz bütün eb'âd,
A'dâd edemez silsile-i feyzini ta'dâd.
Bütün bu uzaklıklar vasıflarının başlangıcını bile kapsayamaz,
Sayılar da ard arda gelen feyizlerini saymaya yetmez.
Ummân-ı şüûnun ki birer mevcidir a'sâr,
Her mevcesi bir lücce-i bî-sâhil-i âsâr!
Yüzyıllar senin olaylar okyanusunun dalgaları,
Her dalga ise uçsuz bucaksız bir eserler denizidir
Fermânına mahkûm ezeliyyet, ebediyyet;
Ey pâdişeh-i arş-ı güzîn-i samediyyet.
Ey yüceliğin seçkin tahtının padişahı olan Allah,
Ezelîlik ve Ebedîlik senin fermanına mahkûmdur.
İbdâ-ı bedîin -ki cihanlarla bedâyi'
Meydâna getirmiş- bize ey Hâlik-ı Mübdi',
Ey icad eden Allah, yaratma sanatınki dünyalar kadar
Güzellikler yaratmıştır- bize nasıl gizli olmasın;
Mübhem nasıl olmaz ki?Adem'den değil isbât,
Bir zerre-i mevcûdu yok etmek bile heyhât,
Yazık ki yoktan var etmek bir yana, yakıp yıkan yüzlerce el çıksa,
Varlığın bir zerresini bile yok etmeye yetmez!
Kâbil olamaz çıksa da bin dest-i muharrib.
Yâ Rab, bu nasıl âlem-i lebrîz-i garâib!
Eşit olamaz çıksa da tahrip eden binlerce el.
Ya Rab, bu nasıl garip şeylerle dolu bir âlemdir?
Serhadd-i ezel

bed'-i hudûd-i melekûtunPehnâ yı ebed gâye-i sahn-ı ceberûtun.

Ruh ve melekler âleminin sınırları ezel sınırında başlamakta,
Kudret sahnesinin nihayetleri de ebed'in genişliklerinde kaybolmakta
Hükmün ki tahakküm edemez seyrine bir şey;
Bir anda bu pâyansız olan cevvi eder tayy
Hükmünün yürüyüşü üstünde hiç bir şey etkili olamaz
Buyruğunla bu sınırsız gök boşluğu bir anda yok olur.
Bir an, diyerek eylemişim bilmiyerek, bak!
Takyîd zamanla seni ey Fâtır-ı Mutlak!
"Bir an" diyerek ne yapmışım bilmeyerek bak;
Ey Mutlak Yaratıcı!Seni zamanla sınırlamışım
Bâkîyi beşer her ne kadar etse de tenzîh.
Fâniyyeti îcâbı, eder kendine teşbîh!
İnsanoğlu Allah'ı ne kadar eksik ve kusurdan uzak tutsa da,
Fâniliği gereği yine kendine benzer düşünür.
Itlâka nasıl yol bulabilsin ki tefekkür?
Eşbâhı görür eyler iken rûhu tasavvur! .
Ruhu tasavvur ederken cesetler gören fikir
Bunları birbirinden ayırt etmeyi nasıl başarır!
Ey rûh-i fezâ-gerd, giran-seyr-i harîmin,
Ey nâtıka, dembeste-i esrâr-ı azîmin,
İlâhî! Kutsal dairene girdiği an fezalarda dolaşan ruhun ayakları ağırlaşır,
Senin büyük sırların karşısında düşünme ve konuşma gücünün soluğu tutulur
Maksûd bu hilkatten eğer ma'rifetinse;
Varmış mı o müdhiş görünen gâyete kimse?
Eğer bu yarattıklarından maksat senin bilinmen idiyse,
O müthiş görünen gayeye varmış mı bir kimse?
Bir sahne midir yoksa bu âlem nazarında?
Bir sahne ki milyarla oyun var üzerinde!
Bir sahne midir yoksa bu alem senin gözünde?
Bir sahne ki milyarla oyun var üzerinde!
Bir sahne ki her perdesi tertîb-i meşiyyet;
Eşhâsı da bâzîçe-i âvâre-i kudret!
Bir sahne ki her perdesi iradenle düzenlenmiştir.
Oyuncuları da kudretinin başıboş oyuncaklarıdır.
Cânîleri, katilleri meydâna süren sen;
Cânîdeki, katildeki cür'et yine senden!
Canileri, katilleri meydana süren sen;
Canideki, katildeki cesaret yine senden!
Sensin yaratan, başka değil zulmeti, nûru;
Sensin veren ilhâm ile takvâyı, fücûru!
Sensin yaratan, başkası değil karanlığı, ışığı;
Sensin veren ilham ile Allah korkusunu, günahkârlığı!
Zâlimde teaddîye olan meyl nedendir?
Mazlûm niçin olmada ondan müteneffir?
Zalimdeki tecavüz etme eğilimi nedendir?
Zulme uğrayan neden ondan nefret etmektedir?
Âkil nereden gördü bu ciddî harekâtı?
Câhil neden öğrenmedi âdâb-ı hayâtı?
Akıl sahibi nereden öğrendi bu ciddi davranışları?
Cahil neden öğrenmedi edeple yaşamayı?
Bir fâilin icbârı bütün gördüğüm âsâr!
Cebrî değilim... Olsam İlâhî ne suçum var?
Bir kulun gördüğü her şey bir gücün zorlamasıyla olmakta!
Cebri (3) değilim... Allahım suçlu muyum olsam da?
Bir sahne demek âleme pek doğrudur elbet;
Ancak görülen vak'alann hepsi hakîkat.
Bir tiyatro sahnesi demek âleme pek doğrudur elbet;
Ancak görülen olayların hepsi gerçektir.
Hem öyle vekâyi' ki temâşâsı hazindir,
Âheng-i tarab-sâzı bütün âh ü enindir!
Hem öyle olaylar ki seyretmesi hüzün verir,
İnsanı eğlendiren ahengi bütün âh ve iniltidir!
Zîrâ ederek bunca sefâlet-zede feryâd;
Vâveyl sadâsıyla dolar sîne-i eb'âd.
Zira sefalete düşmüş bunca insanın feryadı,
Bütün uzaklıkları çığlıklarla doldurur.
Yâ Rab, bu yüreklerdeki ses dinmeyecek mi?
Senden daha bir emr-i sükûn inmeyecek mi?
Ya Rab, bu yüreklerdeki ses dinmeyecek mi?
Senden bir defa daha bu feryadı dindiren bir emir inmeyecek mi?
Her ân ediyorsun bizi makhûr-i celâlin,
Kurbân olayım nerde senin, nerde cemâlin?
Celâlinle (4) bizi her seferinde kahrediyorsun,
Kurban olduğum, artık bir daha cemâlin (5) görünmeyecek mi?
Sendense eğer çektiğimiz bunca devâhî,
Kimden kime feryâd edelim söyle İlâhî?
Sendense eğer uğradığımız bunca felaket,
Söyle ilâhî, kimden kime feryad edelim?
Lâ yüs'el'e binlerce suâl olsa da kurban,
İnsan bu muammâlara dehşetle nigehban.
“Lâ-yüs'el" (6) emrine binlerce soru olsa da kurban,
Bütün bu bilmecelere dehşetle bakmakta insan.
Bir şahsa esîr olmayı bir koskoca millet,
Mekrinle mi yâ Rab sanıyor kendine devlet?
Bir kişiye esir olmayı bir koskoca millet,
Sen yanılttığın için mi ya Rab sanıyor kendine devlet?
Dünyâyı yakıp yıkmaya bir seyf i teaddî,
Emrinle mi yâ Rab, ediyor böyle tesaddî?
Bir zulüm kılıcı dünyayı yakıp yıkmaya,
Emrinle mi ya Rab başlıyor böyle?
Zâlimlere kahrın o kadar verdi ki meydan:
" Yok âdil-i mutlak" diyecek ye's ile vicdan!
Zalimlere kahrın o kadar verdi ki meydan;
"Mutlak adalet sahibi yok"diyecek bezginlik içinde vicdan.
Kıvılcım saçan bin âh yerden göklere yükseliyor!
Göklerin yaptığıysa bu iniltiyi sâde yankılamak!
Kıvılcım saçan bin âh yerden göklere yükseliyor!
Göklerin yaptığıysa bu iniltiyi sâde yankılamak!
Bir yanda yanar lânesi bin hâne-harâbın,
Bir yanda söner lem'ası milyonla şebâbın.
Bir yanda evleri yıkılanların yuvaları yanar,
Bir yanda milyonlarca gencin ışığı söner.
Kalmış eli böğründe felâket-zede mâder;
Evlâdını gömmüş kara topraklara, inler!
Eli böğründe kalmış felakete uğramış anneler,
Evladını gömmüş kara topraklara, inler!
Bir yanda bir lokma ekmek için namusunu kaybetmiş,
Ağlayıp duran bir sürü başıboş bahtsız;
Bir yanda bir lokma ekmek için namusunu kaybetmiş,
Ağlayıp duran bir sürü başıboş bahtsız;
Bükmüş oradan boynunu binlerce yetîman,
Me'vâ arıyor âileler lâne perîşan!
Bir yanda da boynu bükük binlerce yetim var,
Yuvası dağılmış aileler sığınacak yer ararlar.
Mazlum şikâyet etmekte, zâlim pişmanlık duymakta;
Kan döken de öldürdüğünün kanıyla boğulmakta.
Mazlum şikâyet etmekte, zâlim pişmanlık duymakta;
Kan döken de öldürdüğünün kanıyla boğulmakta.
Hastayı, fekaletliyi, çıplağı, yoksulu,
Felçliyi, sakatı, tembeli, bayağıyı,
Hastayı, fekaletliyi, çıplağı, yoksulu,
Felçliyi, sakatı, tembeli, bayağıyı,
Gaddârı, cefâ-dîdeyi, mahkûmu, esîri,
Heyhât, şu pâyansız olan cemm-i gafiri
Gaddarı, eziyet çekeni, mahkûmu, esiri,
Yazık, şu sayıya sığmaz insan yığınını
Teşhîr ile şöhret kazanan sahne-i dünyâGelmez mi İlâhî sana bir kanlı temâşâ? Sergilemekle şöhret kazanan dünya sahnesi
Sana kanlı bir seyir sahnesi gibi gelmez mi İlâhî?

İç linklerEdit

Dış linklerEdit

Safahat logo

Şablon:Düz liseler için safahat projesi
Şablon:Anadolu liseleri için safahat projesi
Şablon:Sosyal Bilimler Liseleri için safahat projesi
Şablon:Türki Dillerde Safahat Projesi
Şablon:Safahat İngilizceye Tercüme Projesi

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.