FANDOM


Tur Suresi/1-28- Tur Suresi/Elmalı/1-28 Tur Suresi/29-49 Necm Suresi/1-25- Tur Suresi/Elmalı/1-25


Ayet No
Ayet Metni
Elmalı Meali (Orijinali)
İngilizce Meali (M. Pickthall )
O halde va'z-u tezkire devam et, çünkü sen, rabbının ni'meti hakkı için, ne kâhinsin ne de mecnun
(Ey Muhammed!) sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhinsin, ne de mecnûn.
Therefor warn (men, O Muhammad). By the grace of Allah thou art neither soothsayer nor madman.
Yoksa «bir şâir biz ona «reybul menun»u gözetiyoruz» mu diyorlar?
Yoksa onlar (senin için): "Bir şâirdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz." mu diyorlar?
Or say they: (he is) a poet, (one) for whom we may expect the accident of time?
De ki: gözetin çünkü ben de sizinle gözetenlerdenim
De ki: Bekleyin, çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
Say (unto them): Expect (your fill)! Lo! I am with you among the expectant
Yoksa onlara bunu (bu tenakuzu) akılları mı emrediyor? Yoksa azgın bir kavım mıdırlar?
Onların akılları mı bunu emreder yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?
Do their minds command them to do this, or are they an outrageous folk?
Yoksa onu (o Kur'anı) kendisi uydurmakta mı diyorlar? Hayır kendileri inanmazlar
Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır onlar inanmıyorlar.
Or say they: He hath invented it? Nay, but they will not believe!
Haydi onun gibi bir söz getirsinler, doğru iseler
Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler.
Then let them produce speech the like thereof, if they are truthful:
Yoksa kendileri «lâşey»den mi yaratıldılar? Yoksa yaratan onlar mıdırlar?
Yoksa onlar, hiçbir şey olmadan (yani yaratıcısız) mı yaratıldılar? Yoksa kendileri yaratıcı mıdırlar?
Or were they created out of naught? Or are they the creators?
Yoksa Gökleri ve Yeri mi yarattılar? Hayır iykan ehli değiller
Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar düşünüp hakikati anlamazlar.
Or did they create the heavens and the earth? Nay, but they are sure of nothing!
Yoksa rabbının hazîneleri onların yanında mı? yoksa onlar mı istiylâ etmişler?
Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hâkim (her şeyin yöneticisi) kendileri midir?
Or do they own the treasures of thy Lord? Or have they been given charge (thereof)?
Yoksa onlara mahsus bir merdiven var da ondan dinliyorlar mı? Öyle ise dinleyicileri beyan edecek bir bürhan getirsin
Yoksa kendilerine mahsus (üzerine çıkıp sırları) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsin.
Or have they any stairway (unto heaven) by means of which they overhear (decrees). Then let their listener produce warrant manifest!
Yoksa kızlar ona oğullar size öyle mi?
Demek kızlar O'na, oğullar size öyle mi?
Or hath He daughters whereas ye have sons?
Yoksa kendilerinden bir ücret istiyorsun da cereme vermekten ezilmekteler mi?
Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
Or askest thou (Muhammad) a fee from them so that they are plunged in debt?
Yoksa gayb onların yanında da onlar mı yazıyorlar?
Yoksa gayb kendilerinin yanında da onlar mı yazıyorlar?
Or possess they the Unseen so that they can write (it) down?
Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? fakat o küfredenler kendileri otuzağa düşeceklerdir
Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o küfredenlerin kendileri tuzağa düşeceklerdir.
Or seek they to ensnare (the messenger)? But those who disbelieve, they are the ensnared!
Yoksa onların Allahdan başka bir ilâhları mı var? Allah onların koştukları şirklerden münezzehtir.
Yoksa onların Allah'tan başka bir ilâhı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.
Or have they any god beside Allah? Glorified be Allah from all that they ascribe as partner (unto Him)!
Hem onlar Semadan bir kıt'ayı düşerken görseler, teraküm etmiş bir bulut diyecekler
Gökten bir parçanın düştüğünü görseler, "Üst üste yığılmış bulutlardır." derler.
And if they were to see a fragment of the heaven falling, they would say: A heap of clouds.
O halde bırak onları ta o çarpılacakları günlerine kadar
Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları (kendi hallerine) bırak.
Then let them be (O Muhammad), till they meet their day, in which they will be thunder stricken,
O gün ki hiç bir tedbirlerinin kendilerine zerrece faidesi olmıyacaktır ve hiç bir suretle kurtarılmıyacaklardır
O gün hiçbir tedbirlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir şekilde yardım da görmeyeceklerdir.
A day in which their guile will naught avail them, nor will they be helped.
O zulmedenlere ondan beride de bir azâb vardır velâkin pek çokları bilmezler
Şüphesiz o zulmedenlere ondan başka da azab vardır. Fakat çokları bilmezler.
And verily, for those who do wrong, there is a punishment beyond that. But most of them know not.
Hem rabbının hukmüne sabret çünkü sen bizim nezaretimiz altındasın, kalktığın sırada rabbına hamd ile tesbih eyle, geceden de
Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.
So wait patiently (O Muhammad) for thy Lord's decree, for surely thou art in Our sight; and hymn the praise of thy Lord when thou uprisest.
Tesbih et ona hem de nücumun idbarı sıra
Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışında da O'nu tesbih et
And in the night time also hymn His praise, and at the setting of the stars.
Disambig Bakınız: TurSuresi, TurSuresi/MEALTurSuresi/VİDEO, TurSuresi/TEFSİR, TurSuresi/TEZHİB, TurSuresi/HAT, TurSuresi/FAZİLETİ, TurSuresi/HİKMETLERİ, TurSuresi/, TurSuresi/KERAMETLERİ, TurSuresi/AUDİO, TurSuresi/HADİSLER, TurSuresi/NAKİLLER, TurSuresi/EL YAZMALARI, TurSuresi/VP
Yenişehir..

Şablon:Sadeleştirilmiş ET


"https://yenisehir.fandom.com/tr/wiki/Tur_Suresi/29-49?oldid=111180" adresinden alındı.
Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.