FANDOM



(Mekke’de inmiştir, 111 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Elif, Lam, Ra. Bunlar apaçık Kitab’ın ayetleridir.

2) Gerçekten biz, akıl erdirirsiniz diye, onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.

3) Biz sana bu Kur’an’ı vahyetmekle en güzel kıssayı sana anlatacağız. Oysa sen, daha önce, bundan haberi olmayanlardandın.

4) Hani Yusuf babasına: “Babacığım, gerçekten ben onbir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana secde ediyorlardı.” demişti.

5) Demişti ki: “Yavrum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.”

6) “Rabbin seni böylece beğenip seçecek, sana rüya yorumuna dair bilgi öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a tamamladığı gibi senin ve Yakup ai-lesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Şüphesiz ki Rabbin Alîm’dir, Hakîm’dir.”

7) Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayet-ler vardır.

8) Hani onlar şöyle demişlerdi: “Doğrusu biz, güçlü bir topluluk olduğumuz halde, babamızın nezdinde Yusuf ile kardeşi bizden daha sevgilidir. Gerçekten babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir.”

9) “Yusuf’u öldürün. Yahut onu bir yere atıverin. Baba-nız yalnız size yönelsin, yalnız sizi sevsin, bundan sonra da salih bir topluluk olursunuz.”

10) İçlerinden bir sözcü dedi ki: “Yusuf’u öldürmeyin. Eğer yapacaksanız, onu kuyunun dibine bırakın da yol-cu kafilesinden biri onu alsın.”

11) Dediler ki: “Ey babamız, sana ne oluyor da Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun? Oysa gerçekte biz, onun iyiliğini isteyenleriz.”

12) “Sen onu bizimle gönder de gönlünce gezsin, oyna-sın. Biz onu mutlaka koruruz.”

13) Dedi ki: “Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden kor-kuyorum.”

14) Dediler ki: “Andolsun ki, biz güçlü bir topluluk iken onu kurt yerse, doğrusu biz zarara uğrayanlar olu-ruz.”

15) Nihayet onu alıp götürdükleri ve kuyunun dibine bırakmayı kararlaştırdıklarında, biz de ona: “Andolsun, sen onlara kendileri farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin.” diye vahyettik.

16) Akşam üstü babalarına ağlar vaziyette geldiler.

17) Dediler ki: “Ey babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf’u da yiyeceklerimizin yanında bı-rakmıştık. Fakat onu kurt yemiş. Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin.”

18) Bir de, üstüne yalancıktan kanlı gömleğini getirdi-ler. Dedi ki: “Hayır! Nefsiniz sizi aldatmış, bir işe sü-rüklemiş. Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı yardım istenecek olan Al-lah’tır.”

19) Bir yolcu-kafilesi geldi, sucularını gönderdiler. O da kovasını sarkıttı. “Hey müjde... Bu bir çocuk.” dedi. Onu bir ticaret malı gibi sakladılar. Oysa Allah, yap-makta olduklarını bilendi.

20) Onu düşük bir fiyata, sayısı belli dirheme sattılar. Onu pek önemsemediler.

21) Onu satın alan Mısırlı eşine: “Buna kıymet ver, iyi bak. Belki bize faydası dokunur. Yahut onu evlat edini-riz.” dedi. İşte biz böylece Yusuf’a o yerde imkân ha-zırladık ve ona rüya yorumunu öğrettik. Allah, emrinde galip olandır, ancak insanların çoğu bilmezler.

22) Erginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte biz, muhsinleri böyle ödüllendiririz.

23) Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: “İsteklerim senin içindir, gelsene.” dedi. Dedi ki: “Allah’a sığınırım. Doğrusu o, benim efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçekten zalimler kurtuluşa eremezler.”

24) Andolsun kadın onu arzulamıştı –eğer Rabbinin ke-sin kanıtını görmeseydi- o da onu arzulamıştı. Ondan fenalığı ve fuhşu giderelim diye böyle yaptık. Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.

25) İkisi de kapıya doğru koştular. Kadın onun gömle-ğini arkadan çekip yırttı. Kapının yanında kadının efen-disiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: “Ailene kötülük iste-yenin, zindana atılmaktan veya acı bir azabtan başka cezası ne olabilir?”

26) Dedi ki: “Benden murad almak isteyen odur.” Ka-dının yakınlarından bir şahid de şöyle şahitlik etti: “Eğer gömleği ön taraftan yırtılmışsa kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalancılardandır.”

27) “Yok , eğer gömleği arkadan yırtılmışsa kadın ya-lan söylemiştir, kendisi ise doğru söyleyenlerdendir.”

28) Gömleğinin arkadan yırtıldığını görünce dedi ki: “Şüphesiz ki bu sizin hilelerinizdendir. Gerçekten siz kadınların hilesi büyüktür.”

29) “Yusuf, sen bundan vazgeç. Sen de günahının ba-ğışlanmasını dile! Çünkü sen günahkârlardan oldun.”

30) Şehirde kadınlar: “Aziz’in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş. Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş. Biz onu gerçekten apaçık bir şaşkınlık içinde görüyoruz.” dediler.

31) O kadınların düzenlerini işitince, kendilerine haber gönderdi, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline bıçak verdi ve: “Çık karşılarına.” dedi. Böylece onlar onu görünce büyüttüler, ellerini kestiler ve dediler ki: “Allah’ı tenzih ederiz. Bu, bir beşer de-ğildir. Bu ancak çok şerefli bir melektir.”

32) Dedi ki: “Kendisi dolayısıyla beni ayıpladığınız iş-te budur. Evet, andolsun ben ondan murad almak iste-dim, o ise korudu. Şayet kendisine emredeceğimi yap-mazsa, andolsun zindana atılacak ve elbette küçük dü-şürülenlerden olacak.”

33) Dedi ki: “Rabbim, zindan bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara eğilim göste-rir, cahillerden olurum.”

34) Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Şüphesiz Semî ve Alîm olan O’dur, O!

35) Sonra bütün delilleri gördükleri halde yine de onu bir süreye kadar zindana atmak onlarca uygun görüldü.

36) Onunla birlikte iki genç de zindana girmişti. Biri: “Ben kendimi şarap sıkıyorken gördüm.” dedi. Öbürü: “Ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi.” dedi. “Bize bunun yorumundan haber ver. Doğrusu biz seni muhsinlerden görüyoruz.”

37) Dedi ki: “Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne ol-duğunu haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettikle-rindendir. Doğrusu ben Allah’a iman etmeyen ve kendi-leri ahireti inkâr eden bir kavmin dinini terkettim.”

38) “Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uy-dum. Allah’a hiç bir şeyle şirk koşmamız bizim için ola-cak şey değildir. Bu, bize ve insanlara Allah’ın bir lüt-fudur. Fakat insanların çoğu şükretmezler.”'

39) “Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar olan bir tek Allah mı?”'

40) “Sizin O’ndan başka ibadet ettikleriniz, kendinizin ve babalarınızın adlandırdığı bir takım isimlerden baş-kası değildir. Allah bunlara dair hiçbir delil indirme-miştir. Hüküm, yalnızca Allah’ındır. O, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

41) “Ey zindan arkadaşlarım, ikinizden biri efendisine şarap sunacak, diğeri ise asılacak ve kuş onun başın-dan yiyecek. İşte hakkında fetva istemekte olduğunuz iş olup bitmiştir.”'

42) İkisinden kurtulacağını sandığı kişiye dedi ki: “Be-ni efendinin yanında an.” Fakat şeytan ona kendisini efendisinin yanında anmasını unutturdu. Bu yüzden da-ha nice yıllar zindanda kaldı.

43) Hükümdar dedi ki: “Yedi zayıf ineğin, yedi semiz ineği yediğini, yedi yeşil başak ve diğerleri ise kupkuru görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumunu bili-yorsanız benim bu rüyamı çözüverin.”

44) Dediler ki: “Karmakarışık düşlerdir. Biz böyle düş-lerin yorumunu bilenler değiliz.”'

45) O iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zaman sonra ha-tırladı ve dedi ki: “Ben bunun yorumunu size haber ve-ririm, hemen beni gönderin.”

46) “Yusuf, ey doğru sözlü, bize söyler misin; yedi se-miz ineği yiyen yedi zayıf inek ile yedi yeşil başak ve di-ğerleri kuru olan ne demektir? Umarım ki insanlara da dönerim, belki onlar öğrenmiş olurlar.”'

47) Dedi ki: “Yedi yıl adetiniz üzere ekin, yediğinizin az bir kısmı dışında biçtiklerinizi başağında bırakın.”'

48) “Sonra bunun ardından zorlu yedi gelecektir, sak-ladığınız az bir miktar dışında, daha önce biriktirdiği-nizi yiyip bitirecektir.”

49) “Sonra bunun ardından da bir yıl gelecek ki, insan-lar onda yağmura kavuşturulacak ve onda sıkacaklar.”'

50) Hükümdar dedi ki: “Onu bana getirin.” Bunun üzerine elçi gelince dedi ki: “Efendine dön de o ellerini kesen kadınlara ne oldu, diye sor. Doğrusu benim Rab-bim, onların hileli düzenlerini çok iyi bilendir.”'

51) Dedi ki: “Yusuf’un nefsinden murad almak istedi-ğinizde sizin durumunuz neydi?” Dediler ki: “Hâşâ, Allah için biz onun hiçbir kötülüğünü bilmiyoruz.” Aziz’in karısı dedi ki: “Şimdi gerçek ortaya çıktı; onun nefsinden ben murad almak istemiştim. O ise gerçekten doğruyu söyleyenlerdendir.”'

52) “Bu, gıyabında ona hıyanet etmediğimi ve Allah’ın, hainlerin hilesini şüphesiz hidayete erdirmeyeceğini onun da bilmesi içindi.” '

53) “Bununla beraber ben nefsimi temize çıkarmıyo-rum. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin rahmet ettiği müstesna- var gücüyle kötülüğü enredicidir. Şüphesiz benim Rabbim Ğafûr’dur, Rahîm’dir.”

54) Hükümdar dedi ki: “Onu bana getirin, onu bana en yakınlardan kılayım.” Onunla konuştuğunda dedi ki: “Sen bugün bizim yanımızda önemli bir yer sahibisin, güvenilirsin.”

55) Dedi ki: “Beni ülkenin hazineleri üzerine tayin et. Çünkü ben bir koruyucuyum, bilenim.”

56) İşte böylece biz yeryüzünde Yusuf’a güç ve imkân verdik. Öyle ki, orada dilediği yerde konaklardı. Rah-metimizi dilediğimize veririz. Muhsinlerin de ecrini za-yi etmeyiz.

57) Ahiretin karşılığı ise, iman edenler ve takvada bu-lunanlar için daha hayırlıdır.

58) Yusuf’un kardeşleri gelip onun huzuruna girdiler. O kendilerini tanıdığı halde onlar onu tanımadılar.

59) Onların erzak yüklerini hazırlayınca dedi ki: “Bana babanızdan olan kardeşinizi getirin. Görmüyor musu-nuz, ben ölçüyü tam tutarım ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım.”

60) “Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim katımda sizin için bir ölçek yoktur ve bana da yaklaşmayın.”

61) Dediler ki: “Onu babasından istemeye çalışacağız ve herhalde yaparız.”

62) Yardımcılarına dedi ki: “Sermayelerini yüklerinin içine koyun. Belki ailelerine dönünce bunun farkına varırlar da yine geri dönerler.”

63) Böylelikle babalarına döndüklerinde dediler ki: “Ey babamız, ölçek bizden engellendi. Bu durumda kardeşi-mizi bizimle gönder de erzağı alalım. Onu mutlaka ko-ruyacağız.”

64) Dedi ki: “Daha önceden kardeşi hakkında size ne kadar güvendi isem bunun hakkında da ancak o kadar size güvenebilirim, değil mi? Allah en hayırlı koruyu-cudur. O, merhametlilerin en merhametlisidir.”'

65) Erzak yüklerini açıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde, dediler ki: “Ey babamız, daha ne istiyoruz, işte sermayemiz bize geri verilmiş; ailemize erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de ilave ederiz. Bu az bir ölçektir.”'

66) Dedi ki: “Bana etrafınızın çepeçevre kuşatılması dışında, onu ne olursa olsun mutlaka bana getireceği-nize dair Allah adına kesin bir söz verinceye kadar, onu sizinle asla göndermem.” Artık ona kesin teminatlarını verince dedi ki: “Allah, söylediklerimize vekildir.”'

67) Ve dedi ki: “Ey oğullarım, tek bir kapıdan girme-yin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Allah’tan hiç bir şeyi sağlayamam. Hüküm yalnızca Allah’ındır. Ben yalnız O’na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnız-ca O’na tevekkül etmelidirler.”'

68) Babalarının kendilerine emrettiği şekilde girdiler. Fakat bu, onlara Allah’tan gelecek olan hiç bir şeyi sağ-lamadı. Sadece Yakub’un içindeki bir dileği olup, o da bunu açığa çıkardı. Şüphesiz o, kendisine öğrettiğimiz için, bir ilim sahibiydi. Fakat insanların çoğu bilmezler.

69) Yusuf’un huzuruna girdiklerinde, o, kardeşini bağ-rına bastı. “Ben senin gerçekten kardeşinim. Artık onla-rın yaptıklarına üzülme!” dedi.

70) Erzak yüklerini kendilerine hazırlayınca da, su ka-bını kardeşinin yükü içine bıraktı, sonra bir münadi ses-lendi: “Ey kafile, sizler gerçekten hırsızsınız.”'

71) Onlara doğru yönelerek: “Neyi kaybettiniz?” dedi-ler.

72) Dediler ki: “Hükümdarın su kabını kaybettik. Onu getirene bir deve yükü vardır. Ben de buna kefilim.”'

73) Dediler ki: “Allah’a andolsun ki, -sizin de bildiği-niz gibi- biz yere fesat çıkarmak için gelmedik ve biz hırsız değiliz.”'

74) Dediler ki: “Öyleyse eğer yalan söylüyorsanız ce-zası nedir?”'

75) Dediler ki: “Bunun cezası, yükünde bulunan kimse-nin kendisinin karşılık olarak alınmasıdır. İşte biz za-limleri böyle cezalandırırız.”'

76) Bunun üzerine kardeşinin yükünden önce onların yüklerini aratmaya başladı. Sonra onu kardeşinin yükü arasından çıkardı. İşte biz Yusuf için böyle bir plan dü-zenledik. Yoksa o, hükümdarın dinine göre kardeşini alıkoyabilecek değildi. Bu, ancak Allah’ın dilemesiyle oldu. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her ilim sahibi üstünde daha iyi bir bilen vardır.

77) Dediler ki: “Şayet çalmış bulunuyorsa, bundan ön-ce onun kardeşi de çalmıştı.” Yusuf bunu kendi içinde saklı tuttu ve bunu onlara açıklamadı ve dedi ki: “Siz daha kötü bir konumdasınız. Sizin düzmekte oldukları-nızı Allah daha iyi bilir.”'

78) Dediler ki: “Ey Aziz, gerçek şu ki, bunun yaşlı bü-yük bir babası var; onun yerine bizden birisini alıkoy. Doğrusu biz seni muhsinlerden görmekteyiz.”

79) Dedi ki: “Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını alıkoymamızdan Allah’a sığınırız. Yoksa bu durumda kuşkusuz biz zalim oluruz.”'

80) Ondan umutlarını kestikleri zaman, kendi araların-da görüşmek üzere bir yana çekildiler. Büyükleri dedi ki: “Babanızın sizden Allah adına teminat almış oldu-ğunu, daha evvel de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmez misiniz? Artık ya babam izin verinceye yahut be-nim için Allah hükmedinceye kadar, katiyyen yerden ayrılmam. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.”'

81) “Babanıza dönün ve deyin ki: Ey babamız, senin oğlun gerçekten hırsızlık etti. Biz bildiğimizden başka-sına şahitlik etmedik. Biz gaybın bekçileri de değiliz.”'

82) “İçinde bulunduğumuz şehre, beraber geldiğimiz kafileye de sor. Biz gerçekten doğruyu söyleyenleriz.”'

83) Dedi ki: “Hayır, nefisleriniz sizi yanıltıp bir işe sü-rüklemiş. Bundan sonra güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah onların tümünü bana getirir. Çünkü Alîm, Hakîm olan O’dur, O!”'

84) Onlardan yüz çevirip: “Ey Yusuf’a karşı kahrım.” dedi ve kederinden gözlerine ak düştü. Artık o hüznünü açıklamayıp içinde saklıyordu.

85) Dediler ki: “Allah’a andolsun ki hâlâ Yusuf’u anıp duruyorsun. Sonunda ya kederinden hastalanıp eriye-ceksin yahut ölüp gidenlerden olacaksın.”'

86) Dedi ki: “Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah’a şikayet ediyorum. Ben Allah’tan sizin bilmediğinizi de biliyorum.”

87) “Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden bir ha-ber getirin ve Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahme-tinden ümit kesmez.”'

88) Böylece onun huzuruna girdiklerinde dediler ki: “Ey Aziz, bize ve ailemize şiddetli bir darlık dokundu; pek değeri olmayan bir sermaye ile geldik. Bize yine tam ölçek ver ve ayrıca bize tasadduk da et. Çünkü Al-lah sadaka verenleri mükâfatlandırır.”'

89) Dedi ki: “Sizler, cahiller iken Yusuf’a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?”'

90) Dediler ki: “Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öy-le mi?” Dedi ki: “Ben Yusuf’um, bu da kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütufta bulundu. Gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah muhsinlerin mü-kâfatlarını zayi etmez.”'

91) Dediler ki: “Allah’a andolsun ki, Allah seni gerçek-ten bizden üstün kılmıştır. Doğrusu biz hata işlemiştik.”'

92) Dedi ki: “Bugün size karşı sorgulama, kınama yok-tur. Allah size mağfiret buyursun. O, merhamet edenle-rin en merhametlisidir.”'

93) “Şu gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne sü-rün! Hermen görmeye başlayacaktır. Bütün ailenizi de bana getirin.”

94) Kafile ayrılınca babaları dedi ki: “Eğer beni buna-mış saymıyorsanız, inanın Yusuf’un kokusunu buluyo-rum.”'

95) Dediler ki: “Allah’a andolsun ki, şüphesiz sen hâlâ eski yanlışlığındasın.”

96) Müjdeci gelip de onu onun yüzüne sürdüğü zaman derhal görmeye başladı ve dedi ki: “Ben size sizin bil-meyeceğiniz şeyleri Allah’tan muhakkak biliyorum, de-memiş miydim?”'

97) Dediler ki: “Ey babamız, günahlarımızın bağışlan-masını dile. Biz gerçekten hataya düşenler idik.”'

98) Dedi ki: “Sizin için ileride Rabbimden mağfiret di-leyeceğim. Şüphesiz Ğafûr, Rahîm olan O’dur,O!”'

99) Böylece onlar Yusuf’un huzuruna girdiklerinde, an-ne ve babasını bağrına bastı ve dedi ki: “Allah’ın dile-mesiyle hepiniz emin olarak Mısır’a girin.”

100) Babasını ve annesini tahtın üzerine çıkartıp oturt-tu. Hepsi onun için secde ettiler. Dedi ki: “Ey babacı-ğım, işte bu önceleri gördüğüm rüyanın gerçekleşmesi-dir. Rabbim onu gerçek kıldı. Çünkü beni zindandan çı-kardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim dile-diği şeye karşı Latîf’dir. Şüphesiz Alîm, Hakîm olan O’-dur, O!”'

101) “Rabbim, sen bana mülkten verdin, sözlerin yoru-mundan öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat.”'

102) İşte bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, o hileli-düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değil-din.

103) Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir.

104) Oysa ki sen buna karşı onlardan bir ücret de iste-miyorsun. O, alemler için yalnızca bir öğüt ve hatırlat-madır.

105) Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerin-den geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.

106) Onların çoğu şirk koşmaksızın Allah’a iman et-mezler.

107) Şimdi bunlar, kendilerine Allah’ın azabından kap-samlı bir bürümenin gelivermesinden veya onların hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız gelmesinden kendilerini güvende mi buldular?

108) De ki: “İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah’a bir basiret üzere davet ediyorum; ben de bana uyanlar da. Allah’ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim.”'

109) Biz senden önce, şehirler halkına kendilerine vah-yettiğimiz kimseler dışında göndermedik. Hiç yeryü-zünde dolaşmıyorlar mı, ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görmüş olsunlar? Ahiret yurdu korkup-sakınanlar için elbette daha hayırlıdır. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?

110) Öyle ki rasuller, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlu-günahkârlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.

111) Andolsun, onların kıssalarında olgun akıl sahipleri için ibretler vardır. O, düzüp uydurulan bir söz değildir, ancak kendinden öncekileri doğrulayıcı, her şeyin açık-layıcısı, iman edecek bir topluluk için de bir hidayet ve rahmettir.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.