FANDOM


Görünen, âşikâr olan. Açık, belli, meydanda olan.

  • Görünüşe göre. * Şüphesiz.
  • Suret. Dış yüz. Görünüş.
  • Anlaşılan. * Meğer. Galiba. Zannederim. Elbette.

Zahir (Zuhur. dan) Görünen, âşikâr olan. Açık, belli, meydanda olan.

Görünüşe göre.

Şüphesiz.

Suret. Dış yüz. Görünüş.

Anlaşılan.

Meğer. Galiba. Zannederim. Elbette.

Zahir Parlak, parlayan. Hüsün ve safvet üzere olan.

Zahir Engin denizler.

Taşkın, coşkun.

Semiz, tavlı ve bol olan. Zahir Yüksek şeref.

Neşv ü nemâ bulup, gelişip, etrafa sarılıp sarmaşmış bitki. Zahir (Zahr. dan) Kuvvetli deve.

Yardımcı, arka çıkan.

Geriden gelen kuvvet.

ZÂHİR

Sözlükte "açık, âşikâr, dış, gâlip, bir şeye vâkıf olan" gibi anlamlara gelen zâhir, bir fıkıh terimi olarak, delâlet bakımından açık olan lafızlardan biri olup, kendisinden çıkarılan hüküm sözün asıl sevk sebebi olmamakla birlikte, haricî bir karineye ihtiyaç duymayacak şekilde bu manaya delâlet eden lafızdır. Meselâ, "Faiz yiyenler kıyamet günü ancak şeytan çarpmış gibi kabirlerinden kalkarlar. Bu onların, faizi alışveriş gibidir demelerindendir. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi ise haram kılmıştır." âyeti (Bakara, 2/275), faizin haram oluşunu ve faiz ile alışveriş arasında fark bulunduğunu bildirmek için gönderilmekle birlikte, lafzın zâhiri, alışverişin helâl olduğuna delâlet etmektedir.

Aksine delil bulunmadıkça, lafızdan çıkan zâhir manaya göre amel etmek gerekir. Zâhir, lafzın ifade ettiği manaya ve içine aldığı teklifî hükme açık bir şekilde delâlet etmekle birlikte, tahsis, tevil ve neshi kabul eder. Bu nedenle zâhirde ihtimal bulunduğundan delâlet bakımından kesinliği, nass, müfesser ve muhkemden daha azdır. (İ.P.)

ZÂHİR - BÂTIN


Bir şey gizliyken açığa çıkmak, açık olmak, yüksek ve gâlip olmak, üzerine çıkmak, bir şeye vâkıf ve nâil olmak, kahretmek, yardım etmek anlamlarındaki "z-h-r" kökünden türeyen zâhir, açık, vâzıh ve âşikâr; gizli olmak, içerde olmak, içine nüfuz etmek, girmek ve bir şeyin iç yüzünü bilmek anlamındaki "b-t-n" kökünden türeyen bâtın ise gizli, açık olmayan demektir.

Allah'ın sıfatlarından olan zâhir ve bâtın, "O zâhirdir ve bâtındır..." (Hadîd, 57/3) âyeti ile Tirmizî ve İbn Mâce'nin el-esmâü'l-hüsnâ ile ilgili rivâyetlerinde geçmiştir (Tirmizî, Deavat, 83; İbn Mâce, Dua, 10).

Allah'ın sıfatı olarak zâhir, varlığı her şeyden âşikâr olan, her şeye galip gelen, her şeyden yüce olan; bâtın ise, hakikati akılla idrak olunamayan, hayal ile tahayyül edilemeyen, duygularla hissedilmeyen, her şeyin iç yüzünü, sırlarını bilen demektir.

Allah; fiilleriyle zâhir, açık, bilinen, inkârı mümkün olmayan varlıktır. Her şey O'nun varlığına delâlet eder. Zâhir ismi bunu ifade eder. Ancak Allah'ın zâtını bilmek, künhüne vakıf olmak mümkün değildir. İnsan aklı buna yetmez. Bâtın ismi de bunu ifade eder. (İ.K.)

ZÂHİRÎ MÂNÂ

Batınî mânânın zıttı olup, Kur'ân lafızlarının zâhirinden anlaşılan manaya denir. (bk. Batınî Mana) (İ.K.)

ZÂHİRÎ MEZHEBİ


Ebû Sülaymân ez-Zâhirî diye bilinen Dâvûd bin Ali el-İsfehânî'ye nispet edilen bir mezheptir. Bu mezhepte; Kur'ân ve sünnetin zahiri esas alındığı için bu isimle tanınmıştır. Dâvûd ez-Zâhirî, ümmetin bütün âlimlerinden sadır olanlar dışında icma'ı, âyet ve hadise dayananların dışında da kıyası delil olarak kabul etmemiş, bunun dışında kalan, içtihat, istihsan ve benzeri delillerle amel etmekten kaçınmıştır.

Zâhirî mezhebi özellikle Endülüs'te yayılmış ve beşinci asra kadar da varlığı sürdürmüştür. Daha sonra yavaş yavaş çözülmeye başlamış ve nihayet hicrî sekizinci asırda mensubu kalmadığından sona ermiştir. İbn Hazm diye meşhur olan, Ebû Muhammed Ali bin Hazm el-Endelûsî bu mezhep imamlarından biridir.

Bu mezhep, âyet ve hadislerin zahirine sarılarak, içtihat ve kıyastan şiddetli bir şekilde kaçınmasına rağmen, bazen teorilerinde tek başına kalmıştır. Bazı görüşleri diğer İslâm mezheplerinden intikal eden görüşlere uymamakla birlikte, çağdaş batıda kabul edilen görüşlere yakındır. Meselâ, bu mezhepte zengin kadının fakir kocasına nafaka vermesi gerektiği kabul edilmiştir. (İ.P.)

ZÂHİRU'R-RİVÂYE


Rivâyetin açık olanı anlamına gelen zâhiru'r-rivâye, Hanefîlerden İmam Muhammed ibn Hasen eş-Şeybânî'nin yazdığı eserlerden bir bölümüne verilen özel bir isimdir.

İmam-ı Azam Ebû Hanîfe'nin talebelerinden biri olan İmam Muhammed, Hanefî mezhebinde çok sayıda eser veren biridir. Bu nedenle kendisine, Hanefî mezhebinin nâkili denilmiştir. İmam Muhammed, el-Asl (el-Mebsût), el-Câmiu's-Sağîr, el-Câmiu'l-Kebîr, es-Siyerü's-Sağîr, es-Siyerü'l-Kebîr, ez-Ziyâdât ve Ziyâdâtü'z-Ziyâdât adlı eserleriyle, Hanefî fıkhının görüşlerini nakletmiştir. Hanefî fıkhının temelini teşkil eden bu kitaplar tevâtür veya şöhret derecesinde nakledildiğinden, bunlara zâhiru'r-rivâye denilmiştir.

İmam Muhammed'in yazmış olduğu bu altı kitabı, Hâkim-i Şehîd Ebû Fazl Muhammed Mervezî, Kâfî isimli kitapta toplamıştır. Hanefî fakihlerinden Şemsüleimme Serahsî, bu kitabı Mebsût ismiyle şerh etmiştir. Bunun dışında İmam Muhammed'in yazmış olduğu kitaplardan Asl veya diğer ismiyle Mebsût, Şeyhülislam Hâherzâde, Şemsüleimme Hulvânî, Şeyhülislâm İsbîcâbî, Fahrulislâm Ali Pezdevî ve Sadrulislâm Muhammed Pezdevî tarafından şerh edilmiştir. Bu şerhler yazarlarının isimlerine nispetle Mebsût-ı Hâherzâde, Mebsût-ı Hulvânî, Mebsût-ı Pezdevî şeklinde anılırlar.

İmam Muhammed, bu kitaplarıyla Irak fıkhını toplamış ve bunları ilim ehline nakletmiştir. Bu kitaplar Hanefî fıkhının ana kaynaklarıdır. (İ.P.)

BÂTINÎ MANÂ-ZÂHİRÎ MANÂ


Gizli anlam demek olan bâtınî manâ; Kur'ân'ın ilk bakışta anlaşılan anlamının dışında ancak inceleme, araştırma ve düşünme ile elde edilen, âyetin işaretinden kalbe doğan mana; açık anlam demek olan zâhirî manâ ise, Kur'ân lafızlarının zâhirinden anlaşılan manaya denir. Zahîrî manâ "ne diyor", bâtınî manâ ise, "ne demek istiyor" sorularının karşılığıdır. Kur'ân yorumcuları, Kur'ân'ın zâhirî anlamının dışında bâtınî anlamının da bulunduğunu kabul ederler. Bâtınî manaya tasavvufta "işârî ma'na" fıkıhta "dâl bi'l-işâre" (işaretle delalet) denir. İşâri/bâtınî mana; fıkıhta filolojik yapıya, kıyas ve mantığa, tasavvufta ise ilham ve işâretlere dayanır.

Bâtınî manânın geçerli olabilmesi için; zâhirî manaya aykırı olmaması, bâtınî manayı doğrulayacak bir delilin bulunması, şer'î ve aklî bir muarızın bulunmaması, batınî mananın tek mana olduğunun ileri sürülmemesi gerekir. (İ.K.)

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] (Zuhur. dan) Görünen, âşikâr olan. Açık, belli, meydanda olan.
[2] Görünüşe göre.
[3] Şüphesiz.
[4] Suret. Dış yüz. Görünüş.
[5] Anlaşılan.
[6] Meğer. Galiba. Zannederim. Elbette.
[7] Parlak, parlayan. Hüsün ve safvet üzere olan.
[8] Engin denizler.
[9] Taşkın, coşkun.
[10] Semiz, tavlı ve bol olan.
[11] Yüksek şeref.
[12] Neşv ü nemâ bulup, gelişip, etrafa sarılıp sarmaşmış bitki.
[13] (Zahr. dan) Kuvvetli deve.
[14] Yardımcı, arka çıkan.
[15] Geriden gelen kuvvet
Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.