FANDOM


Kaf Zariyat

2010 Kur'an Yılında Mersin Yenişehir Kaymakamlığı İlçe Müftülüğünün Dünyanın En Kapsamlı Kur'an Portali Projesidir.

Tur
Ayet No
Ayet Metni
Elmalı Meali (Orijinali)
Fransızca [1]
İngilizce Meali Pickthall)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
Au nom d'Allah, le Tout Miséricordieux, le Très Miséricordieux.
In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful
O tozdurup savuranlara
Par les vents qui éparpillent!
By those that winnow with a winnowing
Derken bir ağırlık taşıyanlara
Par les porteurs de fardeaux!
And those that bear the burden (of the rain)
Derken bir kolaylıkla akanlara
Par les glisseurs agiles!
And those that glide with ease (upon the sea)
Derken bir emir taksim edenlere kasem olsun
Par les distributeurs selon un commandement!
And those who distribute (blessings) by command,
Ki muhakkak o size va'd olunan her halde doğrudur
Ce qui vous est promis est certainement vrai.
Lo! that wherewith ye are threatened is indeed true,
Ve muhakkak ki ceza şübhesiz vakı'dir
Et la Rétribution arrivera inévitablement.
And lo! the judgment will indeed befall.
O düzgün hâreli Semaya kasem ederim
Par le ciel aux voies parfaitement tracées!
By the heaven full of paths,
Ki siz pek muhtelif bir kavl içinde bulunuyorsunuz
vous divergez sur ce que vous dites.
Lo! ye, forsooth, are of various opinion (concerning the truth).
Ondan çevirilen çevrilir
Est détourné de lui quiconque a été détourné de la foi.
He is made to turn away from it who is (himself) averse.
O kahrolası yalancılar
Maudits soient les menteurs,
Accursed be the conjecturers
O serhoşluk içinde yaptığını bilmezler
qui sont plongés dans l'insouciance.
Who are careless in an abyss!
Soruyorlar: ne zaman o ceza günü? (yevmi dîn)
Ils demandent: «A quand le jour de la Rétribution?»
They ask: When is the Day of Judgment?
Ateş üzerinde kıvranacakları gün
Le jour où ils seront éprouvés au Feu:
(It is) the day when they will be tormented at the Fire,
Dadın diye fitnenizi: bu, işte o sizin acele istediğiniz
«Goûtez à votre épreuve [punition]; voici ce que vous cherchiez à hâter».
(And it will be said unto them): Taste your torment (which ye inflicted). This is what ye sought to hasten.
Şübhesiz ki müttekiler Cennetlerde pınar başlarındadır
Les pieux seront dans des Jardins et [parmi] des sources,
Lo! those who keep from evil will dwell amid gardens and watersprings.
Alarak rablarının kendilerine verdiğini, çünkü onlar bundan evvel güzellik yapmayı âdet edinmişlerdi
recevant ce que leur Seigneur leur aura donné. Car ils ont été auparavant des bienfaisants:
Taking that which their Lord giveth them; for lo! aforetime they were doers of good;
Geceden pek az uyuyorlardı
ils dormaient peu, la nuit,
They used to sleep but tittle of the night,
Ve saher vakıtları hep istiğfar ederlerdi
et aux dernières heures de la nuit ils imploraient le pardon [d'Allah];
And ere the dawning of each day would seek forgiveness,
Ve mallarında sâil ve mahrum için bir hak vardı
et dans leurs biens, il y avait un droit au mendiant et au déshérité.
And in their wealth the beggar the outcast had due share.
Arzda da âyetler var iykan ehli için
Il y a sur terre des preuves pour ceux qui croient avec certitude;
And in the earth are portents for those whose faith is sure,
Nefislerinizde de, halâ görmiyecekmisiniz
ainsi qu'en vous-mêmes. N'observez-vous donc pas?
And (also) in yourselves. Can ye then not see?
Semada da rızkınız ve o va'dolunduğunuz
Et il y a dans le ciel votre subsistance et ce qui vous a été promis.
And in the heaven is your providence and that which ye are promised;
İşte o Göğün ve Yerin rabbına kasem ederim ki o şübhesiz haktır sizin nâtık olmanız gibi
Par le Seigneur du ciel et de la terre! Ceci est tout aussi vrai que le fait que vous parliez.
And by the Lord of the heavens and the earth, it is the truth, even as (it is true) that ye speak.
Geldi mi sana İbrahimin ikram edilen müsafirlerinin kıssası?
T'est-il parvenu le récit des visiteurs honorables d'Abraham?
Hath the story of Abraham's honored guests reached thee (O Muhammad)?
O vakıt ki üzerine girdiler de «selâm» dediler. «Selâm, görülmedik bir kavım» dedi
Quand ils entrèrent chez lui et dirent: «Paix!», il [leur] dit: «Paix, visiteurs inconnus».
When they came in unto him and said: Peace! he answered, Peace! (and thought): Folk unknown (to me).
Hemen bir bahâne ile ehline gitti, bir semiz daha getirdi de
Puis il alla discrètement à sa famille et apporta un veau gras.
Then he went apart unto his housefolk so that they brought a fatted calf;
Onu yakınlarına koydu, yemeğe buyurmaz mısınız? Dedi
Ensuite il l'approcha d'eux... «Ne mangez-vous pas?» dit-il.
And he set it before them, saying: Will ye not eat?
O vakıt onlardan içine bir korku düştü Korkma dediler ve kendisine alîm bir oğlan tebşir ettiler
Il ressentit alors de la peur vis-à-vis d'eux. Ils dirent: «N'aie pas peur». Et ils lui annoncèrent [la naissance] d'un garçon plein de savoir.
Then he conceived a fear of them. They said: Fear not! and gave him tidings of (the birth of) a wise son.
Bunun üzerine hatunu bir çığlık içinde döndü de elini yüzene çarptı ve akîm bir kocakarı, dedi
Alors sa femme s'avança en criant, se frappa le visage et dit: «Une vieille femme stérile...»
Then his wife came forward, making moan, and smote her face, and cried: A barren old woman!
Dediler: öyle Rabbın buyurdu, şübhesiz alîm o, hakîm o
Ils dirent: «Ainsi a dit ton Seigneur. C'est Lui vraiment le Sage, l'Omniscient».
They said: Even so saith thy Lord. Lo! He is the Wise, the Knower.
İbrahim, o halde asıl me'muriyyetiniz nedir? ey mürselûn, dedi
Alors [Abraham] dit: «Quelle est donc votre mission, ô envoyés?»
(Abraham) said: And (afterward) what is your errand, O ye sent (from Allah)?
Biz, de dediler: Mücrim bir kavme gönderildik
Ils dirent: «Nous avons été envoyés vers des gens criminels,
They said: Lo! we are sent unto a guilty folk,
Üzerlerine çamurdan taşlar salmak için
pour lancer sur eux des pierres de glaise,
That we may send upon them stones of clay,
Rabbının nezdinde damgalanmışlar müsrifler için
marquées auprès de ton Seigneur à l'intention des outranciers».
Marked by thy Lord for (the destruction of) the wanton.
Binnetîce orada bulunan mü'minleri çıkardık
Nous en fîmes sortir alors ce qu'il y avait comme croyants,
Thee We brought forth such believers as were there.
Fakat bir haneden başka orada Müsliman da bulmadık
mais Nous n'y trouvâmes qu'une seule maison de gens soumis.
But We found there but one house of those surrendered (to Allah).
Ve öyle elîm azabdan korkacaklar için orada bir âyet bıraktık
Et Nous y laissâmes un signe pour ceux qui redoutent le douloureux châtiment;
And We left behind therein a portent for those who fear a painful doom.
Bir de Musada: ki onu bir sultanı mübîn ile Fir'avne gönderdikde
[Il y a même un signe] en Moïse quand Nous l'envoyâmes, avec une preuve évidente, vers Pharaon.
And in Moses (too, there is a portent) when We sent him unto Pharaoh with clear warrant,
O bütün kuvvetiyle tersine gitti: sâhir veya mecnun, dedi
Mais [celui-ci] se détourna confiant en sa puissance, et dit: «C'est un magicien ou un possédé!»
But he withdrew (confiding) in his might, and said: A wizard or a madman.
Onun üzerine biz de tuttuk kendisini ve ordularını deryaya fırlatıverdik: namerdlik ederken o leîm
Nous le saisîmes ainsi que ses troupes, puis les jetâmes dans les flots, pour son comportement blâmable.
So We seized him and his hosts and flung them in the sea, for he was reprobate
Bir de Âd de: ki üzerlerine o köklerini kesen rüzgarı salıvermiştik
De même pour les 'Aad, quand Nous envoyâmes contre eux le vent dévastateur
And in (the tribe of) Aad (there is a portent) when We sent the fatal wind against them.
Uğradığı bir şey'i bırakmıyor, mutlak onu çürütüp kül gibi ediyordu
n'épargnant rien sur son passage sans le réduire en poussière.
It spared naught that it reached, but made it (all) as dust.
Bir de Semudda: ki onlara bir zamana kadar istifade edin denilmişti de
De même pour les Thamûd, quand il leur fut dit: «Jouissez jusqu'à un certain temps!»
And in (the tribe of) Thamud (there is a portent) when it was told them: Take your ease awhile.
Rablarının emrinden azgınlık ettiler, bu yüzden o sâika kendilerini yakalayıverdi, bakınıp duruyorlardı
Ils défièrent le commandement de leur Seigneur. La foudre les saisit alors qu'ils regardaient.
But they rebelled against their Lord's decree, and so the thunderbolt overtook them even while they gazed;
O vaktı bir kalkınmaya da güç yetiremediler, bir yardım da görmediler
Ils ne purent ni se mettre debout ni être secourus.
And they were unable to rise up, nor could they help themselves.
Daha evvel de Nûh kavmini, çünkü hep onlar yoldan çıkmış fâsık birer kavm idiler
De même, pour le peuple de Noé auparavant. Ils étaient des gens pervers.
And the folk of Noah aforetime. Lo! they were licentious folk.
Bir de Semaya bakın biz onu kuvvetle bina ettik ve şübhe yok ki biz çok vüs'a malikiz
Le ciel, Nous l'avons construit par Notre puissance: et Nous l'étendons [constamment] dans l'immensité.
We have built the heaven with might, and We it is who make the vast extent (thereof).
Arzı da döşedik, bakınız biz ne güzel döşeriz
Et la terre, Nous l'avons étendue. Et de quelle excellente façon Nous l'avons nivelée!
And the earth have We laid out, how gracious was the Spreader (thereof)!
Hem her şeyden iki çift yarattık ki düşünesiniz
Et de toute chose Nous avons créé [deux éléments] de couple. Peut-être vous rappellerez-vous?
And all things We have created by pairs, that haply ye may reflect.
O halde hemen Allaha kaçın, haberiniz olsun ki ben size ondan bir açık nezîrim
«Fuyez donc vers Allah. Moi, je suis pour vous de Sa part, un avertisseur explicite.
Therefor flee unto Allah; lo! I am a plain warner unto you from Him
Ve Allahla beraber başka bir Tanrı uydurmayın, haberiniz olsun ki ben size ondan bir açık nezîrim
Ne placez pas avec Allah une autre divinité. Je suis pour vous de Sa part, un avertisseur explicite».
And set not any other god along with Allah; lo! I am a plain warner unto you from Him.
Böyle, bunlardan evvelkiler bir Resul gelince behemehal ya sahir dediler ya mecnun
Ainsi, aucun Messager n'est venu à leurs prédécesseurs sans qu'ils n'aient dit: «C'est un magicien ou un possédé!»
Even so there came no messenger unto those before them but they said: A wizard or a madman!
Hep buna vasıyyetleştiler mi? Hayır hep onlar azgın kavımlar
Est-ce qu'ils se sont transmis cette injonction? Ils sont plutôt des gens transgresseurs.
Have they handed down (the saying) as an heirloom one unto another? Nay, but they are froward folk.
Onun için onlardan yüz çevir, artık sen levm olunacak değilsin
Détourne-toi d'eux, tu ne seras pas blâmé [à leur sujet].
So withdraw from them (O Muhammad), for thou art in no wise blameworthy,
Onunla beraber va'z-u nasıhate devam et, çünkü va'z, mü'minlere fayda verir
Et rappelle; car le rappel profite aux croyants.
And warn, for warning profiteth believers.
Ve ben, Cinn-ü İnsi ancak bana kulluk etsinler diye yarattım
Je n'ai créé les djinns et les hommes que pour qu'ils M'adorent.
I created the jinn and humankind only that they might worship Me.
Ben onlardan bir rızk istemiyorum, bana yemek yedirmelerini de istemiyorum
Je ne cherche pas d'eux une subsistance; et Je ne veux pas qu'ils me nourrissent.
I seek no livelihood from them, nor do I ask that they should feed Me.
Şübhe yok ki Allah, rezzak, kuvvet sahibi metîn o
En vérité, c'est Allah qui est le Grand Pourvoyeur, Le Détenteur de la force, l'Inébranlable.
Lo! Allah! He it is that giveth livelihood, the Lord of unbreakable might.
Onun için muhakkak ki o zulm edenlere arkadaşlarının payı gibi dolgun bir pay vardır, şimdi onu acele etmesinler
Ceux qui ont été injustes auront une part [de tourments] pareille à celle de leurs compagnons. Qu'ils ne soient pas trop pressés.
And lo! for those who (now) do wrong there is an evil day like unto the evil day (which came for) their likes (of old); so let them not ask Me to hasten on (that day).
artık o va'dolundukları günlerinden vay o küfredenlere!...
Malheur donc à ceux qui ont mécru à cause du jour dont ils sont menacés!
And woe unto those who disbelieve, from (that) their day which they are promised.
Zariyat Suresi/NAKİLLER - Zariyat Tefsiri/Hak Dini Kur'an Dili
Yenişehir..

Şablon:Sadeleştirilmiş ET


Sure Formülleri